Pyura spinifera DENİZ LALELERİ (DENİZ ZAMBAKLARI)
Bu sayfadaki bilgilerin Powerpoint Sunumunu (ppt dosyasını) www.sunumbankasi.net adresinde bulabilirsiniz You can find the powerpoint presentation of this web page content at www.sunumbankasi.net
You can find the powerpoint presentation of this web page content at www.sunumbankasi.net
DENİZ LALELERİ (DENİZ ZAMBAKLARI)
SİSTEMATİĞİ :KİNGDOM : ANİMALİAPHYLUM : ECHİNODERMATA SUBPHYLUM : PELMATOZOACLASSİS : CRİNOİDEAORDO : COMATİLUDAGENUS : PYURA SPİNİFERA
En eski ve bir çok bakımdan derisi dikenlilerin en ilkel grubudur.Sapları ile bir yere bağlı olarak yaşayan deniz laleleri palaeozoik’te çok yaygın olmalarına karşın günümüzde sadece 80 cins kalmıştır.Çoğunluğu Pasifik’te kutup sularında yaşayan bu hayvanların tür sayısı 550 kadardır. DIŞ YAPILARI : Krinoyitler çiçek şeklinde görünen derisi dikenlilerdir.Deniz lalelerinin büyük bir kısmı vücutlarının kaidesine bağlanan bir sap,beşli ışınsal simetri gösteren bir çanak “Calyx” ve segmentli tentaküllerden oluşmuştur.Sap ve çanak birlikte gövde; çanak ve kollar ise birlikte taç olarak adlandırılır.Saçaklı yıldızlarda ise bu sap kısmı erginlerde büyük ölçüde kaybolmuştur.Bunun yerine hareketli sirler oluşmuştur.Deniz lalelerinin sapları 100cm.yi bulur,çoğunluk çok daha kısadır.Sapın kaide kısmı yassılaşarak genişlemiş bir disk ,çapa ya da kök şeklindedir.Bu kısmıyla sert ya da yumuşak cisimlere tutunur.En dıştaki duvarına teka denir.Teka; iskelet pulcuklarından meydana gelmiştir ve bu iskelet elemanları her grupta kendine özgü bir şekilde dizilmiştir.Yüksek organizasyonlu türlerde kolların kaide kısımları bu teka içine çekilir.Kaliksin ağzı taşıyan tarafı yukarıya, aboral tarafı aşağıya yöneliktir.Aboral taraftan, vücudun bağlanmasına yarayan bir sap çıkar.Ağız; oral yüzeyin ortasında yer alır. Kollar çanağın kenarlarından çıkar ve tüm boyunca , saptaki gibi eklemlidir.İlkel formlar 5 kollu olmasına karşın, diğer bir çoğunda taçtan itibaren çatallaşarak toplam 10 kollu görülür.Kolların her iki yanında bir ara bir sıra dizilen “pinnül” denen bir dizi telek gibi çıkıntılar vardır.Bazılarında bunun yerine geçici olarak bir yerde tutunmayı sağlayan ince ve kıvrık sirler bulunur.Ambulakral oluk, kolların ve pinnüllerin, oral yüzü boyunca uzanır.Kol ve pinnüllerdeki bu oluğun toplam boyu 100 metre kadar olabilir.Olukların kenarları gereğinde olukları örten hareketli pullarla örtülüdür.Her pulun iç tarafında kaide ile birleşmiş dışarıya doğru uzanan 3 tüp ayak vardır.Tüp ayaklar ve kenar pulları , pinnüllere kadar uzanır.
VÜCUT DUVARI : Ambulakral oluğun bulunduğu yerde, epidermisin silli silindirik epitelden oluşmasına karşılık, vücudun diğer yerlerinde silsiz olup ,hücreler sinsitiyum halindedir. Sapın ,sirrilerin ve kolların iskelet plakalarının ortasında bir sölom kanalı vardır.Bunun içinden sinir lifleri uzanır.Sap ve sirrilerde kas bulunmamasına karşın bu ligamentlerle bükülme hareketi yapabilirler.Saplı formların aboral tarafında bazal ve radyal plaklar sıralanmıştır.Radyal plakları, kolların kaidelerinden itibaren bir sıra halinde dizilmiş kol plakları “Brachial” plaklar izler.Serbest yaşayan formlarda sap yalnız son larva evresinde bulunur.Erginlerde kaybolan, larval sapın dip parçasının diğer komşu plaklarla kaynaşmasından , büyük bir dorsal orta plak meydana gelmiştir.
SİNDİRİM SİSTEMİ VE BESİNLERİ :
Ağız , aboral yüzeyin ortasındadır.Ağızdan sonra kısa bir özefagus ve daha sonra bağırsak gelir.Sindirim borusu huni şeklinde geniş bir yemek borusu ile başlar. Mide geniştir.Bqğırsak kıvrılarak yukarıya döner ve uç kısmı oral yüzeyde interradyial bir papilde devam ederek , anüsle sonlanır.
Suda asılı duran besin parçalarını süzerek alırlar. Beslenme sırasında kollar ve pinnüller gerilir , tüp ayaklar dikleştirilir. Tüp ayaklar üzerlerinde mukuslu papilleri taşırlar. Bu mukuslu papillere yapışan besin parçaları ambulakral oluktan ağza iletilir.KANALLAR SİSTEMİ :
Ambulakral sistemde, ağzın etrafında bir halka kanal vardır.Buradan ayrılan radyal kanallar , ambulakral olukların zemininde uzanır ve pinüllerede yan kanallar yollarlar.Ambulakral ayaklar içerdikleri duyusal papiller nedeniyle duyu organı olarak kabul edilirler.Bunun dışında solunumda da iş görürler.Madreporit kanalı bulunmaz. Sölom oral yüzeyde bulunan bir çok su poru ile dışarıya bağlanmıştır. Sölom boşluğu değişik organların asılmalarını sağlayan bir çok bağ doku kordonu ile bağlıdır.Perihemal sistem küçülmüştür, buna karşın hemal sistem iyi gelişmiştir ve karmaşıktır.
SİNİR SİSTEMİ :
Deniz lalelerinin sinir sistemi birbirleriyle bağlantılı 3 bölümden oluşmuştur. Ana motor sistem ; kaliksin apeksinde yer alan çanak şeklinde bir kitle olup aboral sistem olarak adlandırılır. Bu sistem, sirlere sinir gönderir; ayrıca kollara ve pinnüllere beş adet branşiyal sinir verir .Duyu sinirleri olarak iş gören oral sinir sistemi ,diğer derisidikenlilerin genel sinir sistemine homologtur. Oral sinir sisteminin hemen altında , daha derinde ,hiponeural duyu sinir sistemi yer alır.Bu sistem ,merkezi bir sinir halkasından ve bu halkadan her bir kola uzanan birer çift lateral sinirden oluşur.Bu sinirler pinnüllere ve tüp ayaklara da uzanırlar. Özelleşmiş duyu organları yoktur.Ambulakral oluk ,özellikle tüp ayaklar duyu hücrelerince zengindir.Tüp ayaklar birçok papil ve papiller de salgı hücreleri ile duyu kılları taşırlar. HAREKET :
Bağlı yaşayan formların hareketleri sapın esnemesi ve sallanması ile sınırlanmıştır.Fakat kollar kasılıp açılabilir.Sapsız formlar serbest olarak yüzerler.Bu yüzme kolların belirli bir düzen içinde hareketiyle sağlanır.
Sölom ağ şeklinde bağ doku arasına girmiştir.Sölom ,kolların oral tarafında beş kanal şeklinde uzanır ve bu beşli kanal sapta da bulunur.Hemal sistem, bağ dokunun içerisinde ağ şeklindedir.Sapta hemal sistem yoktur;fakat kollarda vardır.Gaz alış-verişi genellikle vücut yüzeyiyle ; özellikle tüp ayaklarla yapılır. Boşaltım maddelerinin sölomositler tarafından sakkuluslara taşındığı ve zaman zaman buradan dışarıya atıldığı saptanmıştır.EŞEYSEL ORGANLAR VE GELİŞMELERİ :Ayrı eşeylidirler; fakat eşeysel farklılaşma yoktur. Bunu yanında belirli bir eşeysel bez de yoktur.Gametler,pinnüllerin ya da kolların içine uzanan sölom epitelinden oluşur.Fakat ,pinnüllerin yalnız kolun kaidesine yakın olanları gametleri üretir.Bu sistemin ,pinnüllerde yer alan uç kısımlarınrn genişlemesi ile eşeysel bezler meydana gelmiştir.Eşeysel bezler pinnüllerin geniş olan dip kısımlarında bulunur.Olgunluğa ulaşan spermalar ve yumurtalar pinnüllerin patlaması ile suya dökülürler.Bazılarında ,yumurtalar ,pinnüllerin dış yüzeyindeki salgı bezleriyle sıvanır.EMBRİYOLOJİLERİ :Bağırsağın oluşmasından sonra blastopor kapanır ve ilkin bağırsak gastrula duvarından ayrılarak uzamış bir kese meydana getirir.Daha sonra ortadan ikiye bölünerek önde enterohidrosöl,arakada somatosöl meydana getirir.Somatosöl boyuna uzar ve ikiye bölünerek sağ ve sol somatosölü meydana getirir.Sölomik keselerin oluşumu sırasında serbest yüzen saydam larva oluşur.Bu larvaya “DOLİOLARİA” larvası denir.Bu larva uçta bir sil demeti ve yanlarda sil bantları taşır.Bu larva kısa bir süre yüzdükten sonra tabana çökerek ,sil demetinin civarındaki bir diskle yere yapışır.Değişim burada olur ve küçük bir krinoyit oluşur.YENİLENME :Çok kuvvetli yenilenme yetenekleri vardır.Kolların hepsini ya da büyük bir kısmını yenileyebilir.Pinnüller çok daha kolay yenilenir.Aboral sinir kitlesi yenilenme merkezi olarak kabul edilir.Sölomositler yenilenmede aktif olarak iş görür.Yara bölgesine madde taşırlar ve oradaki hücreleri fagosite ederler.YAŞAM TARZLARI :Sığ yerlerden genellikle 250 metre derinliklere kadar bulunabilirler.Saplı formları ,daha çok derin ve berrak sulu zeminlerde toplu halde yaşarlar.Sapsız olanlar daha sığ yerleri tercih ederler.Serbest formları kol hareketleri ile yüzerler.Protozoa,Copepoda,Isopoda, ve özellikle Myzostomidae türleri bu hayvanların başlıca parazitleridir.Krinoyitler en fazla Palaeozoyik’te gelişmişlerdir.Tek tek ama her zaman kıyı bölgelerinde bulunurlar.Haftalarca baglı kalabilirler.Rahatsız edildiklerinde kısa mesafe yüzebilirler.Derin yerlerde alglere ,taşlara,ya da sert zeminlere tutunurlar.Taşınımları çok zordur; akvaryumda yenilenme yeteneklerini yitirirler. SYDNEY ‘ DE YAŞAYAN BİR DALGICIN SUALTI İZLENİMLERİ :Suyun altında gezinirken, bu şeyleri ilk gördüğümde , onları güzel bir su bitkisi topluluğu zannetmiştim.Fakat yanıldığımı kısa bir zaman sonra farkettim.Sea tulip, olarak sözünü ettiğim bu şey gerçekte bir hayvandır. PYURA SPİNİFERA ,kolaylıkla suyun altında görülebilir.Çünkü çok canlı renklere sahiptir.Örneğin; pembe,mor,sarı ya da turuncudur.Pyura spinifera ;pek çok çeşitli dalış alanlarında,örneğin;Bore Adası,Oak Parkı,Kurnal Parkı ,vs. bulunabilir. Resimde görüldüğü gibi ,üreme ve beslenmesini yaparken izlenmektedir.Su , mikroskobik besin parçalarını hayvana taşırken,hayvan da kendine gelen besinleri filtre ederek alır.Delik açılır, su içeri girer;atıklarda diğer taraftan çıkar.PYURA SPİNİFERA ;2-80 metre derinlikte hayvanların üstünde yaşar.Yaklaşık 32 cm. kadar uzunluğa erişebilirler.
KAYNAKLAR :AUSTRALIAN MARINE LIFE-THE PLANTS AND TEMPERATE WATERS ,GRAHAM J. 1997,REED BOOKSAUSTRALIAN MUSEUM
BIOLOGY ,ALLYN AND BACON YAŞAMIN TEMEL KURALLARI \II PROF.ALİ DEMİRSOY
UMUT İMECELER
3864