
Phylum:
Echinodermata
Classis:
Astroidea
Ordo:
Spinulosi
Familya:
Echinasteridea
Genus:
Echinaster
Species:
sepositus


Küçük olan kalkerize diskten 5 adet
uzun,silindirimsi kol uzanır (R/r=4,5-8). Çapları 20 cm. Kadar olur.
Renkleri parlak koyu sarı ya da kırmızı olur.Vücut yüzeyleri
kaygandır. Tüberküller üzerine gruplar halinde yerleşmiş olan dikenler
yüzeyin kaba, pütürlü bir görünüm kazanmasına yol açmıştır. Bu
dikenler kolların oral kenarlarında longitudinal seriler meydana
getirirler. Ambulakral plaklar iç kısımda bir diken dışta da hafif
kavisli iki diken ihtiva ederler ve bu dikenler transversal bir grup
teşkil etmektedirler. Gelişmelerinde metamorfoz görülmez.
Ekoloji ve
bulunduğu mahaller: Sahilden itibaren Zostera çayırlarında ve kayalar
üzerinde pek bol olarakbulunurlar. Ege Denizinde 1-130 metre
derinliklerde yüksek boylu deniz phanerogamları arasında gayet bol
bulunurlar. Çamurlu biotoplarda, balçıkta, kumlu zeminde ve nadiren
prokorallijenli sahalar ile algli zeminlerde taş ve kayalar arasında
yaşamaktadır.
PHYLUM
ECHINODERMATA
"Echinodermata" Yunancada (echinos:dikenli,derma:deri) derisi dikenliler anlamına
gelmektedir. Bu şube deniz yıldızları (Asteroidea), yılan yıldızları (Ophiuroidea),
deniz kestaneleri (Echinoidea), deniz hıyarları (Holothurioidea),
deniz zambakları (Crinoidea) olmak üzere 5 sınıfa ayrılır. Günümüzde
yaşayan 6100 türü vardır. Nesli tükenmiş türü ise 20.000 kadardır. Bu
hayvanların hepsi denizsel hayvanlardır. Larva dönemlerinde bilateral
simetri, ergin halde ışınsal simetri gösterirler. Bu şekilde çok
keskin gelişme değişiklikleri, birbirini izleyerek olgunlaşmamış
hayvanı erişkin bir birey haine dönüştürebilir. Bu olaya metamorfoz
denir. Bu olay hızlı hücre bölünmesi ve olgunlaşmasıyla mümkündür.
Bu nedenle derrisi dikenlilerin , genellikle bilateral simetriye sahip
bir atadan ortaya çıktığına inanılmaktadır. Işınsal simetri büyük bir
olasılıkla, sesil yaşam tarzına uyum olarak ortaya çıkmıştır. Günümüz
derisi dikenlilerin çoğu (deniz zambakları hariç) oldukça yavaş
hareket ederler; böylece tamamen sesil değildirler; fakat atasal
derisi dikenliler büyük bir olasılıkla sesil formdaydı.
Bu
hayvanlar dünyada bütün denizlerde bulunurlar. Genellikle deniz
diplerinde yaşarlar fakat bir kısmı pelajikte yaşayabilriler. Kayalık,
kumlu,çamurlu yüzeylerde bulunurlar. Parazit değillerdir. Koloni
oluşturmazlar. Renk bakımından oldukça zengin bir çeşitliliğe
sahiptirler. Genellikle sarı, koyu sarı, turuncu, kırmızı, kahverengi,
mor renktedirler. Boyutları birkaç milimetre olabileceği gibi iki
metreye kadar da olabilir.
Bu
şubenin üyelerinin hemen hemen tümü vücut duvarına gömülü olarak
bulunan çok sayıda kalker plakanın bir araya gelmesiyle oluşan iç
iskelete sahiptirler. Bu plakalar birbirinden ayrı olabileceği gibi
kutu şeklinde sert bir yapı oluşturmak üzere kaynaşmış ta olabilir. Bu
iskelet epidermis ile örtülüdür ve çoğunlukla bir çok tüberkul ya da
kalsiyum karbonat yapılı dikenleri taşır. Solunum organları dermal
solungaçlardır. Derisi dikenliler içinde çeşitli iç organların askıya
alındığı çok iyi gelişmiş sölom boşluğuna sahiptir. Sindirim sistemi
organ sistemlerinin en belirgin olanıdır. Özel boşaltım sistemleri ve
kan dolaşım sistemleri yoktur; olsa bile çok az gelişmiştir. Sinir
sistemleri ışınsal olarak düzenlenmiştir; hayvanın vücudunun etrafını
saran halka şeklindeki gangliyonlu sinir şeritlerine bağlanan sinir
ağlarından meydana gelmiştir. Çoğunlukla bu sinir şeritlerinden üç
adet vardır. Baş ve beyin yoktur.
Derisi
dikenlilere özgü olan bir özellik; su-damar sistemidir. Hareketleri bu
sistem sayesinde olur. Bu sistem içerisi su gib bir sıvı ile dolu olan
tüplerden yani kanallardan oluşan bir yapıdır.
Eşeyler
genellikle ayrıdır. Yumurtalar ve spermler döllenmenin gerçekleştiği
çevredeki su içerisinde bırakılır. Segmentasyon radyal tiptedir ve
blastomerlerin kaderi önceden belirlenmiştir. Oluşan larva silli ve
serbest formdadır.
MORFOLOJİK YAPISI

Vücutları merkezi
bir disk ve beş ince koldan ibarettir. Vücutlarının üst kısımları
aboral yüzey olarak isimlendirilir. Bu yüzeyden keskin olmayan,
yapılarında kalsiyum karbonat bulunan çıkıntılar yani dikenler vardır.
Bunlar iskeletin bir parçasıdır. İç iskeletin plakaları arasından
dışarıya doğru çıkıntı oluşturan ve yüzeyin boşluklarında yer alan çok
sayıda deri solungacı ya da dermal solungaç yer alır. Bunlar solunum
fonksiyonunu sağlarlar. Dikenler ile dermal solungaçlar arasında da
pedisel adı verilen yapılar görülür. Bunlar ancak az büyüten bir
diseksiyon mikroskobu yardımıyla seçilebilirler. Her bir pedisel
dokunulduğunda açılıp kapanabilen iki tane kaslı kıskaca sahiptir. Bu
yapı yüzeyi yabancı nesnelerden korur ve deniz yıldızının
beslenmesinde yakalayıcı görev yapar.
Diskin
ortasında ve dorselde anüs bulunur. Anüs sindirim borusunun
arka ucundadır. Bu organ küçük oluşundan ve etrafında birçok diken ve
deri solungacı bulunduğunda ayırt etmek oldukça güçtür. Ayrıca deniz
yıldızları dorsel bölgede anüs ihtiva eden nadir hayvanlardır. Disk
üzerinde ve merkeze yakın bir kenarında madrepor plağı
ya da madreporit bulunur. Bu yapı merkezde olmadığı için radial
simetrisi mükemmel değildir. Bu kısım beyaz olup eleğe benzer bir
plaktır. Su-damar sistemine geçit teşkil eder.
Ventral taraf oral kutup olarak bilinir. Bu
kutbun ortasında ağız vardır. Ağız bölgesinden kollara uzanan
her bir olukta tüp ayak bulunur. Tüp ayakların bulunduğu bu
oluğa ambulakral oluk adı verilir. Bu olukların kenarları
boyunca hareket edebilen yüzlerce ince , uzun ve sivri diken
bulunur. Dikenler tehlike anında içeri doğru kapanarak ambulakral oluk
içinde bulunan narin yapılı tüp ayakları korurlar. Her bir kolun uç
kısmında dokunmaya karşı duyarlı tentakül ve ışığa karşı
duyarlı göz noktası bulunur.
İSKELET VE HAREKET
SİSTEMLERİ

Deniz yıldızının iskeleti, bazı
kimseler tarfından yüzeyde uzun dikenler meydana getiren kalsiyum
karbonattan yapılmış eksoiskelet olarak düşünülür. Diğer bazılarına
göre de dermal kalker plakalar endoiskelet olarak tanımlanabilecek tüm
iskeleti meydana getirirler. Bu görüşlerden birisinin veya ikisinin de
doğru olduğu düşünülebilir. Aslında bir deniz yıldızı hem ekso hem de
endoiskelet ihtiva eder. Çok zaman kalsiyum karbonat yapılı dermal
plaklar konnektif doku ve kaslarla birbirlerine bağlanırlar, bu
nedenle eksoiskelete mümkün olandan daha fazla hareket ve esneklik
sağlanmış olur.
Deniz
yıldızının oral tarafında bulunan ambulakral oluk içinde, uzun sıralar
teşkil eden tüp ayaklar hayvanın etrafta dolaşmasını sağlayan hareket
organıdır. Bunlar ambulakral damar sistemi olarak bilinen büyük
hidrolik sistemn bir kısmıdır. Bu sistem sadece hareketle igilidir.
Dolaşımla hiçbir ilişkisi yoktur. Hidrolik sistemi çalıştıran su
hayvanın yüzeyinde yer alan madrepor plağından içeriye girer. Bu
plakadan özafagusun etrafını çeviren halka kanala bir tüp uzanır. Bu
halka kanaldan 5 adet ışınsal kanal dallanır ve hayvanın yüzeyindeki
bantlar ya da oluklar boyunca simetrik olarak uzanır. Radyal
kanallardan çıkan çok sayıda kısa yandal içi boş olan ve dışarıya
doğru çıkıntı oluşturan tüp ayaklara uzanır. Herbir tüp ayak ince
duvarlı içi boş silindir şeklinde bir yapı olup ucunda vantuz taşır.
Her bir tüp ayağın kaidesinde içinde sıvı bulunan kaslı ampulla yer
alır. Ampul kasıldığı zaman bir kapakçık vasıtasıyla radyal kanal
içerisine sıvı akışı engellenerek sıvı, tüp ayak içerisine girmeye
zorlanır; böylece tüp ayağın boyu uzar. Ayak kendi vantuzuyla zemine
tutunur ve ayak duvarındaki uzunlamasına kaslar kasıldığı zaman boyu
kısalır, içindeki basınç düşer ve hayvanı öne doğru çeker bu esnada su
ampul içerisine dolar. Bu olay ard arda tekrarlandığında deniz yıldızı
yavaşça hareket etmiş olur. Tüp ayaklar kayalar ve diğer nesneler
üzerinde vakum oluşturarak sıkıca tutunurlar ya da deniz yıldızlarına
üzerinde beslendiği midye,istridye gbi hayvanların kabuk
kapakçıklarını çekerek açılmasını sağlarlar. Maksimum 1300 gr.
Kuvvetindeki bir midyenin kabuğunu açabilirler.
ORGAN SİSTEMLERİ
SİNDİRİM SİSTEMİ

Deniz
yıldızının sindirim sistemi ağızla başlar. Sindirim kanalı düz ve çok
kısadır. Kısa bir özafagus ve diskin içine hemen hemen dolduran geniş
bir mide yer alır. Mide boğumlanmak sureti ile iki kısma bölünmüştür.
Yemek borusuna yakın uçta (altta) yer alan ve içi dışına
döndürülebilen, daha büyük olan kardiyak mide ve bağırsağa
yakın uçta (üstte) yer alan içi dışına döndürülemeyen daha küçük olan
pilorik mide dir. Pilorik mideye bağlı olarak bulunan
beş çift büyük sindirim bezi vardır. Bu bezlerin her bir çifti
kollardan birinin sölom boşluğu içerisinde yer alır. Bağırsak çok
kısadır. Bazılarında rektuma bezli iki kese açılır. Anüs aboral
yüzeyin ortaya yakın bir yerindedir. Besin kısmen alttaki mide
tarafından salgılanan enzimlerle sindirilir. Bununla beraber son
sindirim ve absorbsiyon üst mide de geröekleşir. Kısa olan bağırsakta
absorbsiyon ya çok az ya da hiç olmaz.
Deniz yıldızı
beslenirken midesinin alt bölümünü ağzından dışarı itip iç kısmını
dışarı döndürür ve besin olarak kullandığı midye ya da istridye gibi
yumuşak vücutlu hayvanların üzerine midesinin iç yüzünü yerleştirir.
Mide sindirim enzimlerini besinler üzerine salgılar ve sindirim
başlar. Kısmen sindirlen besinler daha sonra midenin üst kısmı
içerisine ve sindirim bezleri içerisine alınarak burada sindirim
tamamlanır ve ürünler absortlanır. Kabuklu besinlerin kapakçıklarına
açamadığı durumlarda ise deniz yıldızı midesini 1 mm. Aralıktan bile
kabuk içine sokabilir ve yumuşakçayı kabuk içinde sindirir.Ergin bir
deniz yıldızı 7 istridyeyi 1 günde sindirebilir.

SOLUNUM SİSTEMİ
Solunum, dermal solungaç adı verilen binlerce ince yapılı deri
solugaçları yardımı ile yapılır. Bunlar vücudun aboral yüzeyinde
serbest olarak yayılmışlardır. Deniz suyunda erimiş olarak bulunan
oksijen, artık madde olan karbondioksitle yer değiştirerek bu
solungaçlar tarafından alınır. Alınan oksijen sölom sıvısı içinde
erir. Sölom boşluğunu ve deri solungaçlarının iç ve dışını kaplayan
siller oksijeni vücudun bütün kısımlarına dağıtırlar.
DOLAŞIM SİSTEMİ
Deniz
yıldızının dolaşım sistemi ilkel ve nispeten önemsizdir. Halka
şeklindeki bir kan damarı ağız etrafını çevirir ve her bir kola küçük
radial kan damarları uzanır. Renksiz lenf bezleri kan,amöbositler
ihtiva eder. Bunlar artık maddelerin temizlenmesinde ve koruyucu
olarak,hastalık yapan mikroplara karşı kullanılır. Sillerin ve
amöbositlerin hareketleri deniz yıldızında kalp olmadığı için kan ve
sölom sıvısının akımında en önemli faktörlerdir.
BOŞALTIM SİSTEMİ
Boşaltım olayı
herhangi özel bir boşaltım organının yardımı olmaksızın
yürütülür.Kanın ve sölom sıvısının amöboid hücreleri azot artıklarını
alırlar ve onları deri solungaçlarının çeperinden geçirerek dışarıya
taşırlar. Bazı araştırıcılara göre rektal keseler de boşaltımla
ilgilidir. Fakat bu olay tam olarak ilimde açıklanmamıştır.
SİNİR SİSTEMİ
Deniz yıldızı
beyinsiz bir radial sinir sistemi ihtiva eder. Ağız etrafında bir
sinir halkası ve bu halkadan çıkan radial sinir kordonları ambulakral
oluk boyunca uzanır. Sinir kordonu yakından incelenecek olursa
ambulakral oluğun tavanından beyazımsı bir iplik şeklinde görülür. Kol
ve diskin bütün kısımları sinirlerle temas halindedir. Böylece sayısız
sinir ve duygu hücreleri tarafından meydana getirilen büyük bir
duyarlılık taşırlar. Kolların uçlarında bulunan göz benekleri
fotoreseptör hücreleri (ışığa hassas noktalar) ihtiva ederler. Bunlar
hayvanı ışığa karşı hassas yapar. Deniz yıldızı ışığa karşı değişen
reaksiyonlar gösterir. Bazıları pozitif fototropik olduğu halde diğer
bazıları negatif fototropiktir.

Deniz
yıldızının substratumla teması neticesi gösterdiği reaksiyon en
kuvvetli olanıdır. Hayvan oral yüzeyini bu ortamla temas hainde tutmak
için büyük gayret sarfeder.Gerek tesadüfen gerekse bile bile hayvan
ters dönse dahi büyük bir enerji sarf ederek normal şekle döner.Bu
reaksiyona göre;deniz yıldızında ekilibriumu (dengeyi) kontrol altında
bulunduran bir organın bulunması gerektiği anlaşılır.Fakat bu güne
kadar böyle bir organ keşfedilmiş değildir.
Deniz yıldızında biraz da öğrenme
kabiliyeti olduğu görülmüştür. Elektrik şokla bir deniz yıldızına
gayet basit şeyler öğretilebilir,fakat bu öğrenme kabiliyeti gayet
sınırlıdır ve öğrenmesi uzun zaman alır.Bir deniz yıldızına,düzgün ve
kaba iki yüzeyden birisi üzerinde kalma,diğer bir deniz yıldızına da
siyah zemine nazaran beyaz zemin öğretilebilmiştir.
ÜREME VE GELİŞME
Deniz yıldızında bol miktarda
üreme organı bulunduğu için hayatının devamını sağlama oldukça
kolaydır. Ayrı eşeylidirler. Üreme organları gonatlardır.Gonatlar
kolun her iki tarafında birer tane olmak üzere 5 çift ve salkım
şeklindedir. On tane gonattan milyonlarca sperm ve yumurta meydana
gelir. Yumurtalarını doğrudan suya bırakan türler her seferinde 2,5
milyon kadar yumurta bırakabilir. Bu cinsiyet hücreleri,aboral kutupta
her bir kolun kaidesine yakın bir yerde bulunan küçük bir kanalla
dışarı atılırlar.
Döllenme genelde yaz mevsiminin başında gerçekleşir.Hücre bölünmesi
çok hızlı, tam ve sınırsız meydana gelir.Hücre bölünmesinin ikinci
gününde küresel yapıda,silli, suda serbest yüzebilen ve çap 0,2 mm.
Olan blastula meydana gelir.Bundan sonraki bölünmeler devam
eder ve gastrula oluşur. Gastruladaki mezenşim hücreleri iç
tarafa doğru tomurcuklanarak (invaginasyon) gastrocoeli
oluşturur.Böylece iki tabakalı yapı meydana gelmiş olur.Bu iki yapı
ekto ve endoderm tabakalarıdır.Ağız ektodermal tabakadan;
özafagus,mide ve bağırsak endodermal tabakadan oluşur.Daha sonraki
safhalarda meydana gelen zigot bipinnaria adı verilen bileteral
simetrili bir larva meydana getirir.Bu silli epitel ile örtülü yavru,molluska
ve annelidlerde görülen trochophora larvasında olduğu gibi bazı
pirimitif kordat larvalarına benzer. Boyları 1-2 mm. Kadar olan küçük
larvalar süratle yüzerler ve denizde bulunan küçük mikroorganizmalarla
beslenirler,altı veya yedi hafta sonra kendilerini zemine tesbit
ederler. Burada ön ucu yukarıda kalmak üzere büyürler. Böylece serbest
yüzen bilateral simetrili hayvandan yüzmeyen ve kendini tespit ederek
yaşayan radial simetrili deniz yıldızı oluşmuş olur.

KAYNAKLAR
Ayşen ÇEVİK
04-00-3754