İNCİ KEFALI HAKKINDA GENEL BİLGİ

      İnci kefalı, tuzlu-sodalı sulara sahip Van Gölü’nde yaşayabilen endemik tek balık türüdür. Van Gölü, 3712 km2 yüzey alanı, 171 m ortalama ve 451 m maksimum derinliğe sahip, denizden 1648 m yükseklikte Türkiye’nin en büyük gölüdür. Suları yüksek derecede sodalı ve tuzludur. Bu su yapısı göle bir “soda gölü” özelliği kazandırmaktadır. Göl suyunun pH değeri 9.8 civarında  tuzluluğu ise % 0.19 olarak bildirilmektedir (Kempe et al., 1978).Gölün biyolojik çeşitliliği hem tatlı hem de tuzlu sulardan önemli derecede farklılık göstermektedir. Gölün fitoplankton varlığı Diatome, Bacteriophyta, Cynophyta, Chlorophyta, Flagellata ve Phaeophyta gruplarına ait 103 tür, zooplankton varlığı ise Rotatoria, Cladocera ve Copepoda gruplarına ait 36 türden oluşmaktadır (Selçuk 1992). Gölde balık olarak sadece Cyprinidae familyasından bir tür olan inci kefalı (Chalcalburnus tarichi, Pallas 1811) yaşamaktadır. İnci kefalı göçücü bir türdür. Gölde yaşamasına rağmen üremek için göle sularını boşaltan akarsulara göç eder ve üreme sonrasında tekrar göle döner. İnci kefalı, sazangiller familyasını mensup, dünyada sadece Van Gölü Havzası’nda yaşayan bir balık türüdür. Genelde parlak gümüşî, sırtı gri-yeşil ve karın bölgesi gümüşî renktedir. Vücut küçük pullarla kaplı olup, gözler iridir (Kuru 1987, Geldiay ve Balık 1988). Ortalama boyu 19.5 cm, ortalama ağırlığı 80 g civarındadır. Besinini fito ve zooplanktonlar oluşturur. Maksimum ömrü 7 yıl olup, 3 yaşında cinsel olgunluğa ulaşır. Üreme zamanı Nisan başından Temmuz sonuna kadar olup, bu dönemde büyük sürüler oluşturarak akarsulara göç eder. Bu göç esnasında, tuzlu-sodalı sudan tatlı suya doğrudan geçiş yapamadığı için hem yumurtlamaya giderken hem de dönerken akarsu ağızlarında osmotik ayarlama için bir süre bekler. Akarsulardaki su sıcaklığı 13 °C civarına ulaştığında akarsulara girerek yumurta bırakmaya başlar. Yumurtalarını akarsuların yayıldığı, hızının düştüğü bölgelerdeki hafif çakıllı, kumlu bölgelere bıraktıktan sonra tekrar göle döner. Yumurtadan çıkan yavrular 1-2 hafta içinde göle dönmeye başlarlar. Yavrular yaz boyunca gölün besince bol kıyı kesimlerinde sürüler halinde dolaşarak beslenirler. İnci kefalı yaz aylarında gölün 25 m derinliklerini geçmemek üzere her tarafında, kış aylarında ise 60 m derinliğe kadar olan kısımlarında dağılım gösterir (Sarı 2001, Sarı)

Şimdi belirli başlıklar altında ülkemizin endemik ve halk tarafından pek tanınmasa da gözdeliğini sürdüren ‘’inci kefalı’’ inceleyelim.

                                   İNCİ KEFALININ TAKSONOMİSİ

 

              
               Regnum                  : Animale                
               Phylum                   : Chordata
               Subphylum             : Vertebrate
               Superclass             : Gnathostomata
               Grade                     : Pisces   
               Class                      : Osteichthyes
               Subclass                 : Actinopterygii
               Infraclass               : Neopterygii
               Division                  : Halecostomi
               Subdivision             : Teleostei
               Infradivision           : Euteleostei
               Superorder            : Paracanthopterygii
               Order                     : Cypriniformes
               Suborder               : Cyprinoidei
               Family                     : Cyprinidae
               Genus                     : Chalcalburnus
               Species                  : Chalcalburnus tarichi (Pallas 1811)
 
Not: Endemik olan bu tür maalesef 1996 yılından itibaren kırmızı listede bulunmaktadır.
http://www.redlist.org/search/details.php?species=4375 

                     

 

                                İNCİ KEFALININ MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ

      İnci kefalinin baş uzunluğu yaklaşık olarak total boyun 1/6’sı kadardır. Ağzının pozisyonu oldukça eğiktir ve fazla açılmaz. Solungaç dikenleri genelde 17-21 adet olmakla beraber 14-27 arasında değişebilir. Dorsal yüzgeç genelde ventral yüzgecin bittiği yerden başlar ve çoğunlukla anal yüzgeç başlangıcına kadar uzanır. Farenks dişleri iki sıralıdır. Yanal çizgi üzerindeki pul sayısı 55-92 arasında değişir.

      İnci kefalinin vücut rengi çok değişkendir. Genelde hakim vücut rengi parlak gümüşi olup, sırtlar

koyu grimsi yeşil veya koyu gri renkte, karın kısmı parlak gümüşi renktedir.  Vücut pullarla kaplı olup

anal ve ventral yüzgeçler arasında pulsuz bir karina mevcuttur (Geldiay ve Balık, 1988). Ancak

özellikle juvenil fertlerde renk koyu gümüşidir ve arka kısımlar yeşilimsi gri renktedir. 10 cm’den

daha küçük fertlerde yanlarda uzanmış üç adet dar koyu band bulunur. (Sarı, 1997)

Vücut uzunluğu baş uzunluğunun 4,6-5,4 katı,  vücut yüksekliğinin 4,9-6,2 katıdır. Gözler oldukça iri,

 

ağız orta büyüklükte ve terminal durumda olup öne doğru çıkıktır. Bıyık yoktur; ventral ve anal

 

yüzgeçler arasında pulsuz bir karina mevcuttur.

 

Pullar üzerinde açık siyah renkte noktalar taşıdıklarından parlaklıklarını yitirmişlerdir ve renk

 

gümüşi yeşilimsidir (Kuru 1987, Akgül 1984).

              

                       

                        İNCİ KEFALININ YAŞAM DÖNGÜSÜ

 

                       

İnci kefalının yaşam döngüsü yumurta, keseli larva, balıkçık, genç balık ve ergin balık olmak üzere 5 safhada özetlenebilir. 

1. Yumurta ve Kuluçka Safhası: İnci kefalı balığın yaşı, büyüklüğü, beslenme düzeyi gibi iç ve dış faktörlere bağlı olarak 6.000-16.000 adet arasında yumurta bırakabilmektedir. Bir dişinin ortalama yumurta sayısı 10.000 adet civarındadır.  Yumurtalar oldukça küçük olup yaklaşık 1 mm çapındadır. Bırakıldıkları anda akarsu yatağındaki kum, çakıl veya su bitkileri üzerine yapışmaktadır. Su sıcaklığının 13 °C'nin üzerine çıkması ile birlikte bırakılan yumurtalar su sıcaklığına bağlı olarak 3-7 gün içinde inkübasyonunu tamamlayarak açılırlar ve keseli larva dönemi başlar. 

2. Keseli Yavru Safhası: Larvalar yumurtadan çıktıklarında yaklaşık 5-7 mm boya sahiptirler ve üzerlerinde bir yumurta kesesi taşırlar. Dış ortamdaki planktonlarla beslenecek büyüklüğe ulaşıncaya kadar 4-6 gün süre geçer ve bu süre içinde larvalar yumurta kesesinden beslenmeye devam ederler. 

3. Yavru Safhası: Yumurtadan çıktıktan 4-6 gün sonra keseli larvalar, artık dış ortamdaki planktonlarla beslenebilecek büyüklüğe geldiği için keseyi atar ve minicik bir balıkçık olur. Bu dönemde boyu 1-2 cm civarındadır. Görünümü tam anlamıyla ergin inci kefalı bireyleri gibidir. Akarsu yataklarında akıntısı az küçük havuzcuk benzeri yerlerde hızla beslenmeye başlar. Bu dönemde besinlerini daha çok fitoplantonlar oluşturur. Bu dönemin sonuna doğru zooplanktonlarla da beslenmeye başlar. Yavru safhası çevre şartlarına bağlı olarak 3-15 gün arasında değişir. Yavru rahatça yüzebilir, düşmanlarından kaçabilir büyüklüğe ulaşır ulaşmaz Van Gölü'ne doğru yola çıkar. Göl çevresinde yavruların göle ulaşmak için katettikleri en uzun mesafe 23 km dir

4. Genç Balık Safhası: Yumurtadan çıktıktan sonra yaklaşık 15 gün içinde suları tuzlu-sodalı Van Gölü'ne ulaşan larvalar artık küçük bir balıkçıktır. Göle ulaşan yavruların boyu yaklaşık 2-4 cm civarındadır. Yavrular akarsudan göle doğrudan geçemez. Çünkü vücut iyon yoğunluğu ayarlanmazsa, göl suyuna geçtiği an hemen ölür. Bu yüzden akarsuların göle döküldüğü noktalarda (mansap) fizyolojik uyum için yine dış faktörlere bağlı olarak bir süre bekler. Vücut iyon dengelenmesi gerçekleştikten sonra göle girerler ve gölün sığ, besince bol kıyılarında büyük sürüler halinde beslenmeye başlarlar. Gençlik döneminde büyüme çok hızlıdır. Çünkü yavrular aldıkları besinlerin büyük çoğunluğunu büyümeye ayırırlar. Bu dönemde hem fitoplanktonlar hem zooplanktonlarla beslenirler. Yavrular büyüdükçe günlük dietlerinin içindeki zooplanktonun payı artar. Genç balıklar sığ kıyılarda daha çok gün batımından gün doğumuna kadar olan zaman içinde görülürler. Günün bu bölümü, düşmanlarından korunmak için ideal dönemdir. Bu dönemde bazen akşam ve sabah erken saatlerde göl kıyılarında, uzunluğu 500 m yi bulan 10-30 cm genişliğinde bir bant gibi görünen genç balık sürülerine rastlanabilir. Yazı sığ kıyılarda geçiren genç balıklar sonbaharda suların soğuması ile birlikte gölün derinliklerine doğru yer değiştirirler. Genç balıklar 1 yaşlarına ulaştıklarında boyları ortalama 10 cm, ağırlıkları ortalama 12 g civarındadır. Bu dönemde çıplak gözle balığın cinsiyeti belirlenemez. Gonadlar gelişmeye başlamış olmakla birlikte, balığın erkek mi yoksa dişi mi olduğu ancak mikroskop altında belirlenebilir. Üreme olgunluğuna ulaşıncaya yani yaklaşık 3 yaşına gelinceye kadar devam eden genç balık döneminde, yavrular ergin balık sürüleri ile çok karışmazlar. Kışı erginlere göre gölün derinliği daha az olan yerlerinde geçirirler. Ancak havalar çok soğuk olmadıkça ergin bireylerin dağılım gösterdiği alanlara yakın yerlerde gruplar halinde dolaşırlar. Genç balıkların ikinci yıl sonunda boyları 13-14 cm, ağırlıkları 25-35 g civarındadır. İyi beslenen genç balıkların bazıları ikinci yaşta üreme yeteneği kazanabilmektedir. Ancak populasyonun ortalaması dikkate alındığında üreme yeteneği genelde ikinci yaşın sonu, üçüncü yaşın başı civarında gelişir. Genç balıklar üçüncü yaşlarında ortalama 15-16 cm boya ve 40-50 g ağırlığa ulaşmış olurlar ve üreme yetenekleri tam olarak gelişir . Bu dönemde artık genç balık olmaktan çıkıp, ergin balık

5. Ergin Balık Safhası: Bazı genç balıklar 2. yaşlarında üreme yeteneği kazanarak ergin balık haline gelmiş olsalar da, ergin balık safhası Van Gölü inci kefalı populasyonunda genelde 3. yaşta başlar. Bu dönemde balığın boyu artık 16 cm'yi geçmiştir. Ergin birey haline gelen genç bireyler, artık ergin balıkların dağılım alanlarına giderek ergin sürülerine katılırlar. Populasyon dinamiğinde stoka katılım olarak bilinen bu olay, daha çok ilkbahar aylarında gerçekleşir. Ergin sürülerine yakın olarak dağılım gösteren genç balıklar, erginlerin üreme göçüne başlaması ve bu amaçla akarsu ağızlarına doğru yaklaşması ile birlikte onları takip ederler. Mansaplarda ergin bireylerin üreme göçü için akarsuya geçebilmeleri, ancak fizyolojik uyumun sağlanmasından sonra gerçekleşebilmektedir. Bu yüzden Mart sonundan itibaren gölün mansaplara yakın noktalarında büyük ergin sürüleri toplanmaya ve fizyolojik uyum için beklemeye başlarlar. İşte bu bekleme esnasında üreme yeteneği kazanmış olan genç balıklar ergin balık  sürüleri ile karışırlar. Akarsu mansaplarında vücut iyon yoğunluklarını tatlısuya göre ayarlayan ergin bireyler, akarsu sıcaklığının 13 °C'yi geçmesinden sonra yumurtlama göçüne başlarlar. Yumurtlama göçü, düşmanlardan korunma ve yumurtalarını daha güvenli ortamlara bırakabilmek için gün batımı gün doğumu arasında yoğunlaşır. Ancak göç, gün boyunca sürer. Ergin balıklar yumurtalarını akarsuların akıntısı az, tabanı hafif çakıllı, kumlu ve bazen su bitkileriyle kaplı yerlerine bıraktıktan sonra göle doğru geri dönüşe geçerler. Balık üreme göçü esnasında yem almadığı için mümkün olan en kısa süre içinde göle geri dönmek zorundadır. Bu yüzden bir balığın derede geçirdiği süre yine çevre koşullarına bağlı olarak 1-7 gün arasında değişmektedir. Yumurtasını bırakan balıklar, hızlıca göle dönmek için yola çıkarlar. Göle dönebilmek için yine tatlısu ile göl suyunun karıştığı mansaplarda fizyolojik uyum için çevre koşullarına bağlı olarak bir süre beklemek zorundadırlar. Vücut iyon yoğunluklarını göl suyuna göre ayarlayan ergin balıklar, göle geçerler ve yaz boyunca gölün 20 m'yi geçmeyen derinliklerinde hızla beslenerek gelecek yılki üreme göçüne hazırlanmaya başlarlar. 

                      İNCİ KEFALININ ÜREMEK İÇİN GÖÇÜ

 

      İnci kefalı üreme dışındaki tüm yaşamını Van Gölü'nde sürdüren göçücü bir balık türüdür. Üreme ve beslenmelerini farklı habitatlarda gerçekleştiren balıklara diadrom (göçücü) balıklar adı verilir. Tuzlu veya acısularda beslenip üremek için tatlısulara göç edenlere anadrom balıklar (soman balıkları ve inci kefalı gibi) denir. Yani balıkların beslenmesi ve üremesi farklı yerlerde gerçekleştiğinde farklı olarak isimlendirilmektedir. İnci kefalı da yukarıda vurgulandığı gibi, Van Gölü'nün tuzlu-sodalı sularında beslenip, tatlısularda ürediği için anadrom bir balık türüdür. İnci kefalı, adında "kefal" sözü bulunsa da aslında bir sazangildir. Yani bir tatlısu balığıdır. Ancak inci kefalının da dahil olduğu Chalcalburnus cinsine mensup balıklar tuzlu ve acısuya sahip habitatlarda da yaşayabilmektedir.

Göçe hazırlık ve iyon dengelenmesi

Bir kısmı 2. yaşında ergin hale gelse de inci kefalı Van Gölü'nde ortalama 3. yaşından itibaren üreme yeteneği kazanır. Üreme yeteneği kazanan balıklar iklime bağlı olarak değişmekle birlikte genelde Mart ayı ortalarından itibaren akarsuların göle karıştığı noktalarda toplanmaya başlarlar. Buralarda toplanmalarının sebebi, vücut iyon yoğunluklarının tatlısuya göre ayarlanma zorunluluğundandır. Zira balık gölün tuzlu-sodalı sularından tatlısuya hemen geçemez. Geçtiği takdirde iyon yoğunluğu farkından dolayı şoka girer ve kısa süre sonra ölür. Bu yüzden tuzlu ve tatlısu arasında göç eden balıklar her iki suyun karıştığı bölgelerde bir müddet bekleyerek fizyolojik uyumun gerçekleşmesini sağlarlar. Bu uyum ihtiyoloji dilinde "osmoregülasyon" olarak adlandırılmaktadır.  Van Gölü'nün tuzlu-sodalı sularında yaşayan inci kefalı, ilkbahar aylarında gerçekleştirdiği üreme göçü esnasında hem tatlısuya girerken hem de tatlısudan göle geri dönerken mansaplarda bir süre bekleyerek iyon dengelemesini yapar. Mansaplarda bekleme süresi iklim koşullarına bağlı olarak bir haftadan bir aya kadar sürebilir.

Göç ve yumurtlama 

İyon dengelemesi gerçekleşen balıklar, akarsuların su sıcaklığının 13 °C'yi geçmesi ile akarsulara girmeye başlar. Akarsuya girdikten sonra yumurta bırakacak uygun yer arar. Yumurtlama göçü, düşmanlardan korunma ve yumurtalarını daha güvenli ortamlara bırakabilmek için gün batımı gün doğumu arasında yoğunlaşır. Ancak göç, gün boyunca sürer. İnci kefalı göç esnasında yem almaz. Var olan tüm enerjisini üremeyi gerçekleştirmek için harcar. Akarsuya giren balıklardan uygun yumurtlama alanı bulanlar hemen geri döner. Uygun yumurtlama alanı bulamayanlar kaynağa doğru, akıntıya ters olarak yüzmeye devam ederler. Yumurta bırakmak için en uygun yerler, akarsuyun yatağının genişlediği, akıntısı az, tabanı hafif çakıllı, kumlu yerleri ile bazen de su bitkileri ile kaplı alanlardır. Uygun yumurtlama yerleri bulunduğunda bir dişi genelde iki erkek tarafından takibe alınır. Bu yüzden üreme alanlarında erkekler, dişilerden daha uzun kalır. Dişi balık kuyruğunu sallayarak ve karın bölgesini çakıllı, kumlu zemine iyice yaklaştırarak yumurtalarını bırakır. Erkeklerden bir tanesi de yumurtalar üzerine spermasını bırakır ve böylece döllenme gerçekleşmiş olur. Balıklar yumurta bıraktıktan sonra çok güçsüz düşerler. Yumurtlamadan sonra bazen balıkların bir süre sersemlediği, baygın bir halde akıntıyla hareket ettiği görülür. Yumurtalarını bırakan ergin balıklar göle doğru geri dönüşe geçerler. Balık üreme göçü esnasında yem almadığı için mümkün olan en kısa süre içinde göle geri dönmek zorundadır. Bu yüzden bir balığın derede geçirdiği süre yine çevre koşullarına bağlı olarak 1-7 gün arasında değişmektedir. Göle dönebilmek için yine tatlısu ile göl suyunun karıştığı mansaplarda fizyolojik uyum için çevre koşullarına bağlı olarak bir süre beklemek durumundadır. Vücut iyon yoğunluklarını göl suyuna göre ayarlayan ergin balıklar, göle geçerler ve yaz boyunca gölün 20 m'yi geçmeyen derinliklerinde hızla beslenerek gelecek yılki üreme göçüne hazırlanmaya başlarlar. 

 

Üreme göçünün başlaması için akarsuların su sıcaklığının 13 °C'yi bulması gerekmektedir. Aynı şekilde akarsuların su sıcaklığı 23 °C'yi geçtiği zaman balığın göçü sona ermektedir. Çünkü 23-24 C sıcaklıktaki akarsularda çözünmüş oksijen miktarı azalmakta, çoğu zaman 4 mg/l gibi kritik değerlere inmektedir. Su sıcaklığı 23 °C'yi geçtiğinde çoğu zaman, dereye yumurtlamak için girmiş olan balıklar yumurtladığı yerin uygun olup olmadığına bakmaksızın yumurtasını bırakarak hemen göle dönüşe geçmektedir. Eğer su debisi suyun tarımsal sulama amacıyla ani olarak çok azaltılır ve su sıcaklığı hızlı yükselirse, bu durumda balık göle dönecek kadar zaman bulamamakta, oksijen yetersizliğinden dere yataklarında toplu ölümler görülebilmektedir. Bu ölümlerin dışında, inci kefalında somonlarda görüldüğü gibi yumurtlama sonrası ölüm görülmez. Sadece yaşlı balıkların üreme göçü sonuna doğru geldikleri akarsularda doğal ölümleri görülebilir. 3 yaşında üreme yeteneği kazanan balıklar maksimum ömürleri olan 7 yaşlarına kadar üreme göçünü sürdürürler. 

Göç ve uçan balıklar

Balık göç esnasında önüne çıkan doğal ve yapay engelleri aşmak için çaba sarfetmektedir. Bazen önüne çıkan küçük engelleri atlayarak rahatça aşabilirken, bazende 2-3 m yüksekliğindeki regülatörlerin duvarlarını aşmak için çaresizce çırpınıp durur. Aslında balıkların göçü, hayvanlar içinde en zor izlenebilenlerden bir tanesidir. Bu yüzden somonların göçünü görmek için her yıl binlerce insan bu göçün çıplak gözle görülebildiği kuzey ülkelerine akın eder. Ancak günlerce süren çabadan sonra bir veya birkaç soman şelaleye tırmanırken görülebilir. Oysa inci kefalı, Mayıs-Haziran aylarında göl çevresindeki akarsulara öyle yoğun bir göç yapar ve engelleri aşmak için o kadar büyük çaba sarf eder ki çıplak gözle yüzlerce inci kefalını bir şelaleciği aşmak için aynı anda atlarken görmek mümkündür. 

 

Üreme göçü ve tehditler

İnci kefalı üreme göçü esnasında bir dizi tehlikeyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu tehlikelerin bazısı doğal ama çoğunluğu insan kaynaklıdır. 

Kuraklık ve yanlış su kullanımı: Ülkemizin yarı kurak iklim kuşağında yer alması, ormanların azalmış olması gibi nedenlerden dolayı akarsuların debileri oldukça düzensizdir. Yaklaşık 7 yıllık periyotlar halinde yaşadığımız kuraklığa karşı önleyici tedbirler alınmadığı için akarsulardaki biyolojik çeşitliliğimiz ciddi oranda bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Van Gölü çevresinde yoğun tarım yapılmamasına rağmen, suyun etkin olarak kullanılmaması, su dağıtımını sağlayan şebekelerin eskiliği veya bakımsızlığı gibi nedenlere bağlı olarak inci kefalının üreme döneminde, suyun ekolojik paylaşımına ilişkin sorunlar yaşanmaktadır. Doğru sulama teknikleri konusunda neredeyse hiçbir bilgiye sahip olmayan yöre çiftçileri, "bol su, bol verim" yanlış düşüncesi ile dere yataklarındaki tüm suyu tarımsal sulama amacıyla kanallara, arklara almak istemektedir. Bu durumda akarsulara yumurtlamak için girmiş olan inci kefalı, bazen göçünü erken bitirmek, bazen de dere yataklarında oksijen yetmezliğinden ölüp kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. 2000 yılında yaşanan kuraklık esnasında Mayıs ayı ortalaması 20 m3/s olan Bendi Mahi Çayı'nda su debisi 6 m3/s düşmüş, dere yatağındaki tüm su tarımsal sulama amacıyla 20 Mayıs 2000 tarihinde kanalları alınmış ve bunun sonucunda yaklaşık 10 ton inci kefalı ile milyonlarca yavru ve yumurta güneşte kavrulmuştur. 

Bu durumun önüne geçmek için ekolojik su paylaşımına ilişkin bilimsel bir çalışma yapılmış, bu çalışmanın sonucu uygulamada pratikliği sağlayacak şekilde yorumlanmıştır. Buna göre üreme döneminde akarsuyun toplam debisinin 1/3'i dere yatağında bırakılmalıdır. Van Valiliğinin resmi yazısı ile su paylaşımına ilişkin net bir temel uygulama zemini oluşmuştur. Ancak bilinçsiz tarım uygulamaları ve denetim eksikliğinden cesaret bulanlar zaman zaman su debisini azaltarak, üreme zamanında inci kefalının zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. 

Akarsuların üzerine kurulmuş bulunan yapılar: Göl çevresindeki önemli akarsuların hemen hepsinin üzerinde, mansaba çok yakın noktalardan başlayan yapılar bulunmaktadır. Bu yapılar bazen bir regülatör, bazen bir ark bendi, bazen köprü ayağını korumak için yapılmış bir şutlardır. Yasal olarak bu yapıların, yapımı esnasında su ürünlerine geçişine zarar vermeyecek şekilde yapıldığına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan izin alınması gerekmektedir. İzin, ancak su ürünlerini zarardan koruyacak tedbirler alındıktan sonra verilebilmektedir. Ancak denetim olmadığı için, her kurum veya kişi akarsu yataklarında istediği tasarrufu kimseye sormadan yapabilmektedir. İnci kefalı, yumurtlama göçü esnasında bu engelleri aşamamaktadır. Bu engeller önünde biriken balık, kaçak avcılara açık hedef olmakta, çoğu yumurtasını bırakma şansı bile bulamamaktadır.  Zilan Çayı Örene Köprüsü ve Karasu Çayı Ablengez Köprüsü ayaklarında bulunan şutlar, Doğa Gözcüleri Derneği'nin Karayolları Bölge Müdürlüğü'ne müracaatı sonucunda balığın geçişine engel olmayacak şekilde düzeltilmiştir. Ancak diğer akarsular üzerindeki yapılarla ilgili şimdilik bir gelişme yoktur. 

Kirlilik: Göl çevresindeki akarsularda oluşan kirlilik balığın üremesini olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü kirliliğin arttığı akarsulara balık üremek için girememektedir. Göl çevresindeki akarsulardan yerleşim yerlerinin içinden geçen ve debisi küçük olanlar kirlilik tehdidi altındadır.

Kaçak avcılık: İnci kefalı’nın üremesine zarar veren en önemli tehdit, üreme göçü esnasında yapılan kaçak avcılıktır. Kaçak avcılık ya balık fizyolojik uyum için mansaplarda beklerken ya da üremek için akarsulara girdiği zaman yapılmaktadır. 1996 yılı verilerine göre toplam 15 bin ton avcılığın yaklaşık 12 bin tonu kaçak avlanmaktaydı. Koruma çalışmaları sonucunda bu kaçak avcılık, 2005 yılı verilerine göre 4 bin tona kadar gerilemiştir. 

                                           İNCİ KEFALININ BESLENMESİ

İnci kefalı üyesi bulunduğu sazangiller familyasındaki birçok balık gibi plankton ağırlıklı olarak beslenmektedir. Besinleri arasındaki fitoplankton ve zooplanktonların oranı balığın büyüklüğüne ve dönemlere göre değişme göstermektedir. Van Gölü tuzlu ve sodalı suları yüzünden biyolojik çeşitlilik açısından fakir bir ekosistemdir. Yapılan çalışmalara göre şimdiye kadar 103 tür fitoplankton, 36 tür zooplankton tespit edilmiştir (Selçuk, 1993).  Ancak inci kefalının biyolojisi ile ilgili yapılan çalışmalarda, örneklenen balıkların mide muhteviyatı analizleri sonucunda aslında inci kefalının Chrinomidler ve Copepodlar olmak üzere iki ana besin kaynağı olduğu kanaati oluşmuştur. İnci kefalı yavru ve genç balık döneminin başında daha çok fitoplanktonlarla beslenmektedir. Fitoplanktonlar arasında en çok tercih edilenler ise Diatomelerdir. Büyüdükçe günlük dieti içindeki fitoplankton oranı azalırken, zooplankton oranı artmaktadır. Ergin balıklar ise daha çok Chrinomid ve Copepodları tercih etmektedir.  

 

   Zooplanktonlar içinde inci kefalının en önemli besin kaynağı Calonoid Copepodlardır. Özellikle kış aylarında yapılan çalışmalarda balıkların midesinin neredeyse tamamının Copepodlarla dolu oluduğu görülmektedir (Akgül 1984, Danulat and Selcuk  1992, Selçuk 1993, Sarı 1997, Sarı 2005).  Sonuç olarak inci kefalı tipik bir plantivordur. Genç yaşlarda daha çok fitoplanktonla, ileri yaşlarda ve özellikle kış aylarında daha çok zooplanktonlarla beslenmektedir. 

                         İNCİ KEFALININ  POPULASYON YAPISI

 

 

Balıklarda populasyon yapısı, yaşadıkları ortamın ekolojik özellikleri ve türün genetik yapısına bağlı olarak değişim göstermektedir. Populasyon yapısı denildiği zaman bir balık populasyonuna ait boy dağılımı, ağırlık dağılımı, cinsiyet ve yaş kompozisyonları ile boy ağırlık ilişkisine ait veriler kastedilmektedir. 

Cinsiyet kompozisyonu: Dengedeki balık populasyonlarında cinsiyet kompozisyonu genellikle 1:1 dir. Yani populasyondaki erkek ve dişi balıkların oranı birbirine eşittir. Populasyon büyüklüğü, yaşadığı habitatın taşıma kapasitesinden düşükse cinsiyet kompozisyonunda dişilerin oranı fazladır; yüksekse bu durumda populasyon içindeki erkeklerin oranı dişilerden fazla olur. "Sibernetik Populasyon Modeli" olarak adlandırılan bu durum, aslında canlı populasyonlarının insan eli karışmadığı sürece dinamik bir dengeye sahip olduğunu göstermektedir. 

İnci kefalı populasyonunda Erkek: Populasyondaki balıkların %36'sı erkek, %64'ü dişidir. Üreme döneminde ise cinsiyet kompozisyonu erkekler lehine değişmektedir. Üreme döneminde, üreme habitatı olan akarsulardan örneklenen balıklar üzerinde yapılan çalışmalarda populasyonun %64'ü erkek, %36'sı dişi olarak belirlenmiştir. Yani üreme zamanı dışındaki oranların tam tersine döndüğü görülmektedir. İnci kefalında hermafroditlik olmadığına göre bu farklılık neden kaynaklanmıştır? İlk akla gelen örnekleme hatasıdır. Ancak üst üste bir kaç yıl yapılan çalışmalarda sonuç hep benzer çıkmıştır. Bu durumda bir örnekleme hatasından söz edilemeyeceği açıktır. Aslında inci kefalı populasyonunun üreme alanlarında yapılan çalışmada karşılaşılan bu sonuç, göçücü türlerin birçoğu için geçerli bir durumdur. Erkekler üreme alanına dişilere göre daha erken gelmekte ve daha geç ayrılmaktadır. Bu durumda üreme alanında yapılan çalışmalar esnasında çoğu zaman erkekler daha yoğun olarak bulunmaktadır (Sarı, 1997).   

Boy ve ağırlık dağılımları: Boy ve ağırlık kompozisyonları türün genetik yapısına, yaşadığı habitatın ekolojik özelliklerine ve populasyon yoğunluğuna bağlı olarak değişmektedir. Besince bol ortamlarda populasyon büyüklüğü, ortamın taşıma kapasitesinin altındaysa balıklar daha iyi büyüyecektir

                         İNCİ KEFALI AVCILIĞI

 

      İnci kefalı avcılığı balığın yaşam döngüsüne bağlı olarak gelişmiştir. İnci kefalı üreme göçü esnasında geleneksel olarak öğrenilmiş basit tekniklerle akarsu mansaplarında, akarsular üzerinde ve üreme dönemi dışında Van Gölü'nün 60 m'ye kadar olan derinliklerinde avlanmaktadır. Üreme dönemindeki her türlü av aracı ile yapılan avcılık 15 Nisan-30 Haziran tarihleri arasında  Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır. Bu dönemde illegal olarak avlanmaya alışmış yerel halk, profesyonel balıkçılık yapmak üzere teşvik edilmektedir.  İnci kefalı avcılığı, ülkemizin 40-50 bin ton civarında olan içsu balıkları avcılığının yaklaşık 1/3 ni oluşturur. İnci kefalı avcılığı 2002 yılına kadar hep artış trendi izlemiştir. 

 

                          1966-2002 yılları arası inci kefalı avcılığı

 Koruma çalışmalarının önemi hem kamu hem de yerel halk tarafından kavranmaya başladıktan sonra üreme zamanında yapılan kaçak avcılığın miktarı azalmaya başlamıştır. Üreme dönemi balıkçılığını azaltacak akademisyenler tarafından yürütülen bilinç oluşturma çalışmalarına ek olarak kırsalda jandarma kent merkezlerinde polis, inci kefalının kaçak avcılığının önlenmesinde aktif roller üstlenmişlerdir. Valilikler ve kaymakamlıklar tarafından sahiplenme artmış ve bunun sonucunda 2005 yılında toplam inci kefalı avcılığı 10 bin ton civarına, kaçak avcılık miktarı da 4000 tona gerilemiştir.

                                    İNCİ KEFALININ  KORUMA ÇALIŞMALARI

                                        

      İnci kefalı iki farklı sezonda iki farklı avcılık yöntemi ile avlanmaktadır. Balık Nisan-Temmuz ayları arasında üremek amacıyla akarsulara göç etmektedir. Ancak Van Gölü’nün sodalı-tuzlu sularından tatlı su özelliğindeki akarsulara hemen giriş yapamamaktadır. Biyolojisi gereği osmotik ayarlamanın gerçekleşmesi için akarsuların göle döküldüğü “mansap” kısımlarında bir süre beklemektedir. Bu bekleme esnasında mansaplarda büyük sürüler oluşturmaktadır. Birinci avcılık şekli, üreme göçü için mansapta bekleyen balıkların manyat, ığrıp gibi kıyı sürütme ağları ile avlanması şeklinde gerçekleşmektedir. Bu dönemde ayrıca akarsular üzerine kurulan basit tuzaklarla da avcılık yapılmaktadır. 1996 yılında toplam avcılığın %90’ı bu avcılık metoduyla gerçekleşirken, 2003 yılında halen %60’ı üreme sezonunda yapılmaktadır. Bu avcılık metodu geleneksel olup, eski çağlardan beri yöre halkı balığı hep bu dönemde avlamıştır (Sarı 1997b, Sarı 2001).

İkinci avcılık şekli ise balığın esas yaşam habitatı olan Van Gölü’nde Eylül-Nisan ayları arasında yapılan “kış balıkçılığı” dır.

      İnci kefalı, 1960’lı yıllarda yeterli av araç ve gerecinin bulunmaması, balık yeme kültürünün tam oluşmaması gibi nedenlerle az miktarda avlanmaktaydı. O yıllarda üremek için gidecek yer bulamayan balık tarlaların su arklarına kadar girmekte ve bahar döneminde günlerce akarsu kenarları ölü balıklarla dolmaktaydı (Sarı, 1997b). Az miktarda gerçekleştirilen avcılık sadece üreme döneminde yapılmaktaydı. Gölde dağılım gösteren stokun çok cüzi bir kısmını oluşturan avcılık herhangi bir düzenlemeyi zorunlu kılmıyordu. Ancak 1950’li yıllardan sonra üreme dönemi balıkçılığının  ticari bir kimlik kazanması ve 1970’li yıllardan itibaren kış balıkçılığının da devreye girmesiyle inci kefalı üstündeki balıkçılık baskısı artmış ve 1970’li yıllardan sonra bazı yönetim tedbirlerinin alınması zorunlu olmuştur. Avcılık bölümünde gösterildiği gibi, 1960’lı yıllarda inci kefalının içsu balıkları üretimi içindeki payı %9 civarında iken bu gün %36’lara çıkmış durumdadır.

.

   

Ülkemiz içsularında son 50 yıl içersinde onlarca türün 1996-2006 yılları arasında kaçak avcılık oranının olduğunu düşünürsek, Van Gölü gibi hassas bir ekosistemde tek tür olarak yaşayan inci kefalının korunmasında bu gün gelinen nokta hiç de küçümsenecek boyutta değildir. Ancak tüm sorunların çözüme kavuşturulduğu yaygın deyimle “herşeyin güllük-gülistanlık” olduğunu söylemek de mümkün değildir.Halen 15 köyden üçü üreme dönemi balıkçılığında ısrar etmektedir.

      Van Gölü’nde sürdürülebilir balıkçılık yönetimine tam geçiş için öncelikle, STK merkezli yerel balıkçılık yönetimi şeklinin balıkçılık yönetimi otoriteleri tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Son yıllarda av yasaklarının tarihlerinin belirlenmesinde bölgesel toplantılar yapılması ve mümkün olan en yüksek katılımla kararların oluşturulmaya çalışılması önemli bir ilerleme olmakla birlikte, yasaların uygulanmasında aynı hassasiyet gözlenmemektedir. Van Gölü’nde denetimlerde halen güvenlik güçleri birinci plandadır. Oysa yasal olarak güvenlik güçleri, denetimleri yapmak zorunda olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yerel teşkilatlarına yardımcı olarak görevlendirilmiştir. Bu yüzden güvenlik güçlerinin sorumlularının yorumlamasına bağlı olarak zaman zaman denetimler aksamaktadır. Eğer balıkçılık yönetiminden yerel olarak sorumlu kurumların ihtiyaç duydukları personel-araç ve gereç kendilerine sağlanır ve denetim görevlerini tam olarak yapmaları sağlanırsa, sürdürülebilirliğe doğru kurumsallaşma başlamış olacaktır. Bunun sağlanabilmesi, Van Gölü gibi büyük içsular için tüm balıkçılık yönetim kararlarını yerel olarak alacak tek bir “yerel yönetim birimi” oluşturulması durumunda mümkün olacaktır.

                                                   İNCİ KEFALININ TÜKETİMİ

 

İnci kefalı, Van Gölü çevresi insanlara yurt olduğu günden beri, göl çevresinde yaşamış olan insanların sofralarına girmiştir. O günlerden günümüze gelinceye kadar, çok farklı yöntemlerle tüketilmiştir. İnci kefalının tüketimi esasta iki ana grupta toplanabilir. Bunlar taze olarak tüketim ve saklanarak tüketim olarak isimlendirilebilir. Geçmişte bu iki ana tüketim şeklinin oranları hakkında ne yazık ki yeterli bilgiye sahip değiliz. Ancak günümüzde toplam tüketimin %70'i taze, %30'u çeşitli şekillerde saklanarak tüketilmektedir. 

Balığın diğer etlerle karşılaştırıldığında besin değerleri çok önemli farklılık gösterdiği dikkate alındığında, balık tüketiminin önemi daha iyi anlaşılabilmektedir. İnci kefalının besin değerleri, hem diğer etlerle, hem de bazı diğer balıklarla karşılaştırmalı olarak Tablo 1 ve Tablo 2'de verilmiştir. 

Tablo 1. İnci kefalının besin değerlerinin diğer etlerle karşılaştırılması (g/100 g)

İnci kefalı

Kırmızı et

Kanatlı eti

Protein oranı yüksek

18

Protein oranı yüksek

18

Protein oranı yüksek

19

Yağ oranı düşük

4

Yağ oranı yüksek

18

Yağ oranı düşük

8

Kalorisi düşük

108

Kalorisi yüksek

234

Kalorisi düşük

148

 

   Tablo 2. İnci kefalının besin değerlerinin diğer balıklarla   karşılaştırması

Besin Maddesi (g/100 g)

İnci kefalı

Alabalık

Palamut

Protein

18

18

21

Yağ

4

11

10

Su

73

79

75

Enerji

108

171

174

Fiyat, YTL

1

5

10

İnci kefalının taze olarak tüketimi: Üreme dönemi dışında avlanan inci kefallarının hemen hepsi taze olarak tüketilmektedir. Balıkçıların günlük olarak karaya çıkardıkları balıklar, toptancılar tarafından balıkçı köylerinden kamyonetlerle toplanıp şehir merkezi getirildikten sonra, balık il ve ilçe merkezlerindeki parakente satıcılara dağıtılır. Bu satıcılar il ve ilçe merkezlerinde belli noktalarda balığı tüketicilerin beğenisine sunar. Taze olarak satın alınan balık, evlerde fırında az yağlı veya yağsız olarak, kızartılarak veya tandırda pişirilerek tüketilir. Gelensel tüketim şekillerinin hemen hepsinde pişirmeden önce balığın içi temizlenmez. Yani balık iç organları ile birlikte pişirilerek yenir. Bunun temel sebebi, geçmişte sadece ürüme döneminde avlanan balığın yumurtaları ile birlikte yenmesi olduğu düşünülmektedir. Ancak son yıllarda artan kentlilik kültürü ve inci kefalı tüketimine ilişkin yapılan yayım çalışmalarının da etkisi ile evlerde tüketilen balıkların önemli oranda temizlenerek pişirildiği görülmektedir. İnci kefalının başka bir taze tüketim şekli, çarşıda özellikle esnafların öğle yemeğinde, pide fırınlarında galvanizli saçlardan veya 16 kiloluk tenekelerin açılarak kenarlarının kıvrılması yoluyla oluşturulmuş dikdörtgen tavalarda pişirilmesidir. Bu şekilde tüketilen inci kefallarının içi temizlenmez ve üzerlerine bol kalın tuz serpilir. Son yıllarda galvanizli saç veya teneke yerine, kalan oluklu mukavvaların da tava olarak kullanıldığı görülmektedir. Oluklu mukavva, pişme esnasında balıktan çıkan suyun mukavva tarafından emilmesi ve böylece balığın daha kısa sürede pişmesi ve daha kuru olması için kullanılmaktadır. 

     Pide fırınında balık pişirme

                         Fırında Balık

               Yer sofrasında balık

 

 

inci kefalının taze olduğu nasıl anlaşılır?  

Özellikler

Taze

Bayat

Deri

Renk parlak

Pullar saydam

Renk bulanık, deri yüzeyinde sümüksü mukoza fazla

Gözler

Canlı ve parlak

Göz bebeği bulanık, mukoza ile kaplanmış

Solungaçlar

Parlak kırmızı, koklandığında deniz kokusu geliyor

Soluk kırmızı, sarımsı gri, koklandığında kötü koku geliyor

Solungaç kapakları

Solungaç kapakları sıkıca kapalı

Rahatça açılabilir veya açık

Karın derisi

Parlak, dokunulduğunda sert,

Renksiz, bulanık, dokunulduğunda gevşek, elastikiyetini kaybetmiş, yırtılmış

Kaslar

Sıkı, elastik, parmak ucu ile hafif bastırıldığında hızla düzeliyor

Yumuşamış, elastik değil, parmak ucu ile hafif bastırıldığında düzelmiyor

Koku

Orijinal deniz veya yosun kokusu

Kokuşma belirgin şekilde hissediliyor

     Saklanmış inci kefalı tüketimi: İnci kefalı, göçücü bir tür olduğu için geçmişte taze tüketiminden daha yaygın bir biçimde balık çeşitli şekillerde saklanarak tüketilmiştir. Saklanarak tüketimde en önemli payı tuzlu balık almaktadır. Balıklar ya tuzlandıktan sonra kurutularak, ya az nemli ortamlarda tuz içine gömülerek veya tuzlu suda salamura yapılarak bir kaç aydan bir yıla kadar saklanarak tüketilmektedir. Aslında bunların dışında da tuzlandıktan sonra balığı çok farklı şekillerde saklayanlar var. Örneğin Gevaş Dereağzı Köyü'nde, balıklar tuzlandıktan sonra kuma gömülüyor. Köylüler bu şekilde tuzlandığında balıkların daha uzun süre

saklanabildiğini iddia ediyorlar. Burada balık tuzlamayla ilgili olabildiğince detaylı bilgiler verilmeye çalışılacağım. Çünkü göl çevresinde tuzlu balık tüketim oranı, ülkemizin başka bölgelerine göre çok yüksek. Buna bağlı olarak başta tansiyon ve kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok hastalık oranı da doğal bir sonuç olarak. yüksek

Van Gölü çevresinde tuzlu balık tüketim alışkanlığının ne zaman başladığına ilişkin tam bir kayıt yoktur. Ancak E. Çelebi (17. yy) üreme dönüşü avlanan balıkların Defterdar Ağa tarafından tuzlattırıldığını, tuzlu balıkların kış aylarında İran, Azerbaycan, Nahcivan taraflarına gönderilerek satıldığını ve yılda tuzlu balıktan sağlanan gelirle göl etrafındaki kalelerde kalan askerlerin iaşelerinin sağlandığını bildirmektedir. Bu kaydın dışında göl çevresinde tuzlu balık yapımının tarihçesi ile ilgili olarak her hangi bir kayda rastlanamamıştır. Yukarda vurgulandığı gibi tuzlama, diğer muhafaza tekniklerinin gelişmediği dönemlerde başlamış olup yörede geleneksel bir hal almıştır. Van Gölü çevresinde tuzlu balık alışkanlığının iki muhtemel sebebe dayandığı düşünülmektedir. Bunlardan birincisi balığın biyolojisidir. Balık gölün tuzlu-sodalı sularında üreyemediği için sürüler oluşturarak ilkbahar aylarında akarsulara göç etmektedir. Bu göç o kadar yoğundur ki bu gün bile her hangi bir av aracı kullanmaksızın çıplak elle bile balık toplamak çok kolaydır. Yöre halkı ilkbahar aylarında evinin önüne kadar gelen ve toplanması son derece kolay balığı toplayarak en kolay muhafaza yolu olan tuzlama ile muhafaza edip yıl boyunca tüketmeyi benimsemiştir. Çünkü avcılık için ek bir maliyet-emek gerekmediği gibi bol olarak avlanan balığın üreme mevsimi dışında ticareti de mümkündür. Göl çevresindeki tuzlu balık tüketim alışkanlığının temelinde öncelikle bu gerekçenin yattığı düşünülmektedir. İkincisi, göl havzası yüksek dağlarla çevrili olduğu için (Süphan, Tendurek, Nemrut, İhtiyar Şahap dağları) uzun süren kış boyunca ulaşım güçlükleri yaşanmaktadır. Ulaşımın güç olduğu bölgelerde geleneksel depolama ve saklama alışkanlıklarının yaygın olduğu bir çok araştırıcı tarafından bildirilmektedir. Göl havzasının zor ulaşım koşulları, yöre insanını balığı bulduğu mevsimlerde en kolay ve pratik muhafaza şekli olan tuzlamaya sevk etmiş olabilir. Tuzlu balığın yılın diğer dönemlerinde değil de sadece balığın üreme döneminde yapılıyor olması bu düşünceyi desteklemektedir. 

 

 

 

Tuzlu Balık Tüketmek Sağlıklı mı?

Van Gölü çevresinde tuzlanmış inci kefallarını tüketmenin sağlıklı olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bu amaçla yapılmış bir araştırma sonuçları oldukça çarpıçıdır (Sarı ve ark., 2004). 

Tuzlu balığın bozulup bozulmadığını belirmek için bazı kriterler kullanılmaktadır. Bunlar arasında en sık kullanılanları TBA ve TVB-N değerleridir. Tuzlanmış balığın dokularındaki tuz oranı (%), tuzlanmış ürünün kalitesi hakkında bilgi vermektedir. Orta derecede tuzlanmış su ürünlerinin etinde tuz oranı %13’ü geçmemelidir. Yoğun tuzlanmış ürünlerde ise bu değer %15 civarında olmalıdır.  TBA (Tiyobarbitürik Asit Sayısı) olarak ifade edilen parametre, tuzlanmış balık etindeki doymamış yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu meydana gelen malondialdehitin, tiyobarbütirik asit ile ısıtılması sonucu kırmızı rengin meydana gelmesini ifade etmektedir. Çok iyi bir materyalde TBA sayısı 3’ten az, iyi bir materyalde 5’ten fazla olmamalıdır. Tüketilebilirlik sınırı 7-8 arası olarak bildirilmektedir. TBA değeri 8’den fazla olan tuzlanmış ürünler bozulmuş sayılır (Varlık ve ark. 1993).

TVB-N (Toplam Uçucu Bazik Azot), balıkların muhafazası esnasında bozulmaya bağlı olarak dokularda biriken uçucu bazik azot miktarını vermektedir. TVB-N değeri, depolanan veya uzun süreli saklanan dondurulmuş, kurutulmuş veya tuzlanmış su ürünlerinde bozulmanın başlayıp başlamadığını belirlenmesine yarar. TVB-N değerine göre su ürünlerinin sınıflandırılmasında

25 mg/100g TVB-N içeren örnekler “çok iyi”

30 mg/100g TVB-N içeren örnekler “iyi”

35 mg/100g TVB-N içeren örnekler “pazarlanabilir”

35 mg/100g’dan fazla  TVB-N içeren örnekler “bozulmuş”

 

olarak değerlendirilir. Ancak içsu balıkları için 32-36 mg/100g arasının uygun olduğu bildirilmektedir. Vücudunda fazla miktarda üre biriktiren köpek balığı, vatoz gibi balıklarda tüketilebilirlik değeri 50 mg/100 g TVB-N civarındadır (Varlık ve ark., 1993).

Göl çevresindeki köylerden toplanan tuzlu balık örneklerinin hepsinde  tuz konsantrasyonu oldukça yüksek olarak bulunmuştur. Tuzun fazla miktarda kullanılmasının sebebi bozulmayı önlemektir.

 

                

 

 

                                                                         SONUÇ

 

 

Sonuç olarak malesef  halkımızın bilinçsiz tüketimi sonucunda yok olma tehlikesinden son anda

 

kurtarılan endemik olan bu balık türünün nesli şimdilik kurtarılmıştır.

 

1993-2001 tarihleri arasında Van’ın Erciş ilçesinde yaşamış ve inci kefalının o inanılmaz yumurta

 

bırakma mücadelesine, göçüne şahit olmuş ve elime geçirmiş olduğum çoraplarla çuval dolusu balık

 

avlamıştım.Şimdi bunun ne kadar yanlış bir düşünce olduğunu daha iyi anlıyorum.

 

Dört bir yanı cennet olan Türkiyemizi, vatanımızın biyolojik çeşitliliğini ve endemik türlerini korumak

 

sadece biz biyolog adaylarının değil tüm Türkiye halkının boynunun borcudur.

 

 

 

                                                                

 

 

 

                                                                        

 

 

 

 

 

                                                                    KAYNAKÇA

 

 

*    http://tr.wikipedia.org

 

*    http://www.incikefali.net/

 

*    www.dogagozculeri.org

 

*    www.tatvan.gov.tr

 

*     B.4.4 SARI M İnci Kefalının Üreme Öyküsü, Doğa Gözcüleri Derneği, 14 s, Van (Çizim Kitapçık), 2004

 

*    B.4.7. SARI M Van Gölü İnci Kefalı Stok Miktarının Tahmini ve Balıkçılık Yönetim Esaslarının Belirlenmesi, ÇEKÜL Vakfı, Bilimsel Dizi, 150 s, ISBN-975-6825-01-04, Istanbul. 2001

 

 

*  Prof.Dr.Mustafa SARI 

    Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Su Ürünleri Bölümü,      65080, Kampüs / VAN