Sonradan Fransa’nın güney kıyısındaki
Monaco’da ilk hektarda da görülmesi algin tanıtımından beş yıl sonra
olmuştur.Bu arada Fransa kıyılarında keşfedilen 6 yeni alanda özellikle
Port-Cross Ulusal Parkı ve Cannes’te artmaya başlamıştır. Bütün bu yeni
istasyonlarda sadece yüzeyde 10 metrekarelik bir alanı kaplamıştır.Yani
oldukça düşüktür bu nedenle bazıları kolaylıkla toplanarak yok edilmiştir.
Sayısız önemli alg türleri arasından akvaryum dekorasyonu için seçilen bu
alg türünün denize atılmasından sonra insanlar aracılığıyla da doğaya
yayılmıştır.Yat çapalarıyla, balık tutma takımlarıyla yolculuk yapan insanlarla, limandan limana demir atmadan demir atmaya büyük uzaklıklara
bu şekilde yayılmıştır.
İtalya ve İspanya kıyılarında 1992’de, Croatia’da 1995’de,
1997’in sonlarından 1999’da istila edilen alanların 4600 hektardan fazla
olduğu hesaplanmıştır. İmperia çevresinde 150 hektara yayılmıştır.Elba
Adası ve Sicilya’da küçük koloniler 1993’de keşfedilmiş hatırı sayılır
miktarda bir alg patlaması söz konusu olmuştur.
İspanya’da 1992’de Balearic’te bulunup bir hafta sonra yok
edilmeye çalışılan alg hala elimine edilememiştir.Çünkü yayılması aslında Fragmentasyonla olmaktadır.Fiziksel olarak görünümü
soyutlanan alg kolonileri insan çabasıyla yayılmaktadır.İlk ortaya
çıktığı yerden çok uzakta görülmesi buralara giden yatların çapaları ya da
bizzat kendileriyle yani alglerin yatların ve çapaların dip kısımlarına
tutunmalarıyla çok uzak ülkelere taşınmıştır ve yayılmıştır.Yayıldığı
alanlarda hoşa giden ve uygun substratlar;kaya,kum,çamur ve doğal
çayırları olan Deniz Fanerogamlarından Posidonia ve Cymodocea’yı
çevreler.Bu alg deniz dibinin 1m’den 35m’ye kadar olan bölgeyi %100
kuşatabilir.Bu derinliğin altında,çok küçük yoğunluklarda 100 m’ye kadar
gözlenmiştir.
Caulerpa taxifolia’ın büyüme hızı kirlenmeye bağlı olup
kirli limanlarda ve kirlilik kaynağı herhangi bir etkenle büyümeye başlar,
sadece burunların önünde değil körfezlerde de bulunur. Böylelikle bu
istilacı algin yayılmacı politikası 1984’ten beri devam
etmektedir.Caulerpa taxifolia’nın bu eğilimi büyük bir risk olarak sualtı
sığ ekosistemleri için Akdenizi tehdit edici bir unsurudur.
2.Beslenme Dinamiği :
Beslenme dinamiği hakkında çok az şey
biliniyor.Rizoitler yardımıyla sudaki sedimentleri alırlar.Bunun yanı sıra
besinleri depolayabilme kapasitesine sahiptirler.Caulerpales ordosunun
diğer türleri üzerindeki araştırmalarda bu özelliklerinin varlığı tespit
edilmiştir.Örneğin, bunların besinleri geniş çaplı rizoid sistemiyle
sedimentlerden elde ettikleri gösterilmiştir.Bu arada da karbohidrat
kullanımı kış ayında C.paspoloides’in büyümesini sürdürdüğünü
kanıtlanmıştır.
Devamlı olarak yüksek biyokütleye sahip olan C.taxifolia’nın metrekarede 613gr kuru ağırlığa sahiptir.Önemli bir beslenme
tuzağıdır ve yapısında 1gr/metrekare Fosfor,14gr/metrekare Azot bulunur.Bu
sayılar deniz çayırlarını oluşturan Posidonia yataklarının fosfor
içeriğinin iki katı kadardır.Rizom içerirler.Bir de besin döngüsünde C.taxifolia
çayırlarının besin yönünden zenginleştirici özelliği olan çürümekte olan
kısımların ya da ölü hücrelerin besinlerini geri emilimle tekrar
kullanmasıdır.
C.taxifolia’nın Akdeniz’deki başarısı
kendi orijinal tropikal atalarından tamamen farklıdır.Bu da gittiği yere
uyum gösterdiğini kanıtlar.Değişik ortam koşulları
olarak;ışık,sıcaklık,besinler,birçok Akdeniz çayırları ve bunların
varlığına rağmen yıllık biyokütle döngüsü ve üreme döngüleri belirgindir.
C.taxifolia’nın Akdeniz’deki başarısı
kendi orijinal tropikal atalarından tamamen farklıdır.Bu da gittiği yere
uyum gösterdiğini kanıtlar.Değişik ortam koşulları
olarak;ışık,sıcaklık,besinler,birçok Akdeniz çayırları ve bunların
varlığına rağmen yıllık biyokütle döngüsü ve üreme döngüleri belirgindir.
3.İstila Kapasitesi :
Yirminci yüzyıla girerken altmıştan
fazla tür tanımlanmıştır.Her geçen gün Süveyş Kanalı ve Cebelitarık
Boğazı’nda yeni araştırmalar yapılmaktadır.Bu tür hiçbir büyük problem
yaşamadan adapte olmuştur. 1994 yılında Barselona’da yapılan ikinci
uluslar arası seminer sonuçlarına göre bu türlerin tüm karakteristik
özellikleri ortaya konmuştur.Bunlar;baskın olma, toksik olma,tüm
sublittoral biyotoplara yerleşme,gerçek yırtıcıları yok etme genişçe yatay
olarak yayılma ve herhangi bir mevsimsel dinlenme olmaksızın yaşamadır.
1997 martında uluslararası seminerlerde
sıradışı istila kapasitesi olan bu türlerin otoekolojik bolluk,hızlı ve
verimli büyüme,iyi bir şekilde yayılma ve rakiplerine karşı saldırgan bir
strateji yürütme özelliğine sahip oldukları ortaya konmuştur.
4.Adaptasyon :
Bu alg her mile adapte olur.Kirli
olan ya da temiz olan izole edilmiş körfezlere bile yayılır.Sert kışa
direnç gösterir ve tropikal denizlerde görülen türlerden farklı olarak
büyük bir canlılık gösterir.Bu şu anlama gelir: Bu alg düşmanlarından
kendisini toksinleriyle gayet iyi koruyup,rekabet dışı bir tür olma
özelliğini bu şekilde kazanır.C.taxifolia populasyonlarıyla burada önemli
ölçüde tür çeşitliliğinin azalması ve balık biyokütlesinin azalması bu
şekilde kıyı ekosistemini açıkça tehdit altına girmesi gibi sorunları
ortaya çıkarır.
5.Biyolojik üremesi:
Çoğu
zaman türler izole edilmiş küçük kümeler halinde ortalama
25cm uzunluğa ulaşır. Yabancı bir form 3 ay boyunca labarotuvarda 10
derecede yaşayabilmiştir.Akdeniz’de kışın su sıcaklığı genellikle 13
dereceye kadar düşer,bu alg bu sıcaklıkta belli yoğunluğa
ulaşır.1metrekarelik deniz tabanında 213m uzunluğunda stolon tipi gövdesi
vardır ayrıca 5000 tane yaprak taşırlar.Eşeysiz üreme özelliğinden dolayı
süratle çoğalırlar ve bu zararlı ot türleri bu şekilde yıkıcı bir
özelliğe sahip olurlar.Meinesz’e göre labarotuvar koşulları altında C.taxifolia,dişi
ve erkek gametlerini adeta yağmurun yağması gibi dağıtarak zigot oluşumunu
sağlar. 10 yıldan daha fazla bir süre Meinesz bu alg türünü Akdeniz’de
gözlemleyebilmesine rağmen eşeyli üremenin gerçekleştiğini hiç görmedi.
Üreme hücrelerinden sadece erkek gametler oluşturulur.Şüphe uyandıran şey
Akdeniz’deki bu alg,1984’te salıverilen tek koloni halindeki algtir.Öyle
ki bu alg fragmentasyonla yani parçalanmayla ürer.Bu cinsin diğer türleri
gibi,her bitki tek bir hücredir buna rağmen çok büyüktür.Akdeniz’de 3m
uzunluğa sahip gövde ve 200’den fazla yaprak bulunabilir.Holokarpi
gösterir.Tüm protoplazma bir seferde biflagellat gametler oluşturur.Hemen
hemen tüm protoplazma gametangia’ya dönüşür.Anizogamik,hareketli gametler
oluşturur ki bunlar papillalardan yağmur tanelerinin toprağa düşme hızı
kadar büyük bir hızla fırlatılır.Gametler birleşene kadar zigot protonema
şeklinde gelişir ve sonra diploit bir tallus oluşturur.
Laboratuvar
koşullarında eşeyli üreme on yıldan fazla bir zamanda gerçekleşiyor.Bu
nedenle daha öncede bahsettiğimiz gibi 1984 yılında denize kontamine olan
alg aslında şimdi var olan klonlarla aynıdır.Fragmentasyon
gerçekleştiriyorlar.Eşeyli üreme ise ancak suyun sıcaklığının 25 derecenin
üstünde olduğu sıcaklıklarda gerçekleşebiliyor.
Her
nasılsa,oldukça zor görünen bir santimetrekarelik bir parçası bile
rejenerasyonla yeni bir bitki oluşturur.Işın vermek,elle ya da sabanla
toplamak gibi girişimler faydasızdır.Gerçekte bu bitki Akdeniz üzerinde
birincil olarak fragmentasyonla yayılır ve balık ağlarıyla , çapalarla
diğer deniz ve okyanuslara yayılır.
6.Diğer deniz
komünitelerine olan etkisi :
Fitobentik çalışmalar,Fransa çevresinde çokça istila edilmiş alanlarda
esaslı bir şekilde alg komünitelerinin yoksullaştığını gösterdi.Sürünerek
ilerleyen dik eksenli bu alg ışınların alt tarafa geçmesini engeller.
Çoğu
autochtonous algler ortadan kaybolma eğilimindedirler.Crustose algleri ise
sonradan elimine edecekmiş gibi görünmektedir.Rahatsızlığın en çok
yaşandığı yazın ve sonbahar aylarında,boyutu ve terponoid üretimi maximuma
ulaşır.Zenginliğin ve çeşitliliğin littoral ekosistemden düşmesi C.taxifolia’yı
ayakta tutar.Batı Akdeniz’de istilacı algin tanıştırılmasıyla alg
komünitelerinin görünümü değişmektedir.
İki benzer
alanda yapılan ayrıntılı çalışmada bir alanda C.taxifolia vardır ve diğer
alanda ise yoktur.Yapılan gözlemlerde esaslı bir şekilde Caulerpalı
alanlarda alg komünitelerinin yoksullaştığı ortaya çıkmıştır.Normalde
bulunması gereken çoğu türler ortadan kaybolmuştur.Yenen türler
epifitleriyle baskın durumda bulunurlar.Alpes-Maritimes bölgesinde,Caulerpanın
zayıf çayırları tüm infralittoral zonu çevreleyerek zengin ve doğal alg
populasyonlarıyla yer değiştiriyorlar.Birçok araştırmanın yapılma sebebi
bu alg patlamasının balık toplayıcılarına olan zararları etkisinin
niceliğini saptamaktır.
Bu algin
kolonileşmesinin olduğu bölgelerde balık yoğunluğu ve biyokütlesinde
azalma görülmüştür.Buna rağmen,kolonileşmiş bölgeler sadece C.taxifolia’nın
bulunmasıyla karakterize edilmezler bunun yanı sıra yüksek balık basıncına
ve zayıf buruşuk olmalarına göre de karakterize edilir.Bu son iki faktör
sık sık kuvvetli bir şekilde balıkların yoğunluğu ve demografik yapısı
üzerine etki eder.
Genelde,
yüksek ve kompleks zemin yapısı,yüksek balık yoğunluğunun devamını
sağlayacak bir etmendir.Fakat,yüksek balık basıncı iri yapılı balıkların
bolluğunu azaltır.Bu nedenle,Cap Martin’deki sadece değişikliği yaratan
etmen C.taxifolia değildir.C.taxifolia ortamda gelişirken,ortama katılan
yeni türler için uygun bir yer olmuştur.
Bu türler,(Lambridae,Coris
julis,Symphodus ocellatus,Sparidae,Serranidae gibi)olabilir.Yapılan tüm
çalışmalar sonucu gösteriyor ki C.taxifolia ile balık toplama arasında
basit bir ilişki yoktur.Tüm geçerli faktörler arasında;kompleksliği,zemin
eğimi,hidro dinamikler,kayalık alanların varlığı ve deniz yosunu
yataklarının varlığı bulunur bu nedenle hiçbir sonuç C.taxifolia’nın balık
komüniteleri üzerindeki etkisini göstermez.Bu durumda ortamın
özelliklerine göre durumun değiştiği ortadadır.
Bentik
omurgasızlarla ilgili saptamalar yapmak üzere hem C.taxifolia’lı hem de C.taxifolia’sız
bölgelerde çalışmalar yapılmıştır.Omurgasız komünitelerinin bu alg
arasında ısrar ettikleri görülmüştür.
Varyasyonlarla
türlerin verimliliği ve zenginliği görülmüştür.Farklı major taksa ve
tropik alanlar yeni çevresel koşullara yanıt olarak Caulerpa türleri ile
ona komşu olup ondan etkilenmeyen komünitelerin yakınlığı söz konusudur.Requebrune-Cap
Martin arasında yapılan araştırmalarda bu bölgelerde 6-10m derinliği
arasında,sert zeminde Caulerpa topluluğu bulunmuştur.Sözü edilen alanda
fotofilik algler de görülmüştür bu da Caulerpa’dan etkilenmediğini ortaya
koyar.
1992’de her
alandan,Mart,Temmuz,Eylül ve Aralık ayları olmak üzere 400
santimetrekarelik örnekler alınmıştır.Bu örnekler içinde bulunan türler
düzenlenmiş,belirtilmiş ve sayılmıştır.
Üç önemli omurgasız hayvanlar grubu olan poliketler,mollusca’lar
ve amfipodlar seçilmiştir çünkü bunlar sadece nitelik ve nicelik
bakımından baskın değil,bunun yanı sıra değişik tropiler,üreme ve dağılım
stratejisi sergiler ve etçil balıkların besinini oluştururlar.
7.Caulerpa
taxifolia’nın potansiyel predatörleri yoluyla biyokontrolü:
Bilim
adamları , Caulerpa taxifolia’nın hızla taşındığı her alanda yayıldığını
görünce bu yayılımını önlemek amacıyla çeşitli önlemler alma yoluna
gitmişlerdir.Bu önlemlerden bir tanesi Caulerpa türlerini yiyen canlıları
keşfetmektir.Bu amaçla 1994 yılından beri yapılan çalışmalarda dört
canlı bulunmuştur.Bu Opisthobranchia’ya ait Ascoglossan mollusklardır
yani yumuşakça türleridir. Bu türler algin hücre duvarında sıra
sıra delikler açmak yoluyla algin içeriğini emerler.Yapılan gözlemler
sonucu algin yüzeyinde açık renkli deliklerin olduğu görülerek bu yargıya
varılmıştır.
Bu Caulerpa yiyicileri
,algin toksik maddesi olan Caulerpenyne bünyesinde depo etmek suretiyle
alır çünkü bu madde onun dieti için gereklidir.Şimdi bu 4 Ascoglossan
türünü teker teker açıklayalım:
1.Oxynoe olivacea: Bir Akdeniz Ascoglossan türü olup
Caulerpa üzerinde adapte olmuş bir avcıdır.Üreme organlarını ve sindirim
bezlerini korumak için kısmi kabuğa sahiptir.Caulerpa üzerindeki
hakimiyeti yalnızca su sıcaklığının yüksek olduğu aylarda gerçekleşir.
Çünkü bu canlılar soğukta ölmektedirler.Bu da kısa süreli bir çözüm yolu
olmaktan öteye gitmez. 22 derece ve üstü sıcaklıklarda beslenme miktarı
16 derecedeki beslenme miktarının 2 katıdır yine 16 derecedeki beslenme
miktarı ,13 derecedeki beslenme miktarının üç katı kadar fazladır.Bu
canlılar günde 0.7-1.6 cm arasında alg yiyebilir 3 ya da 7 günde algin
5cm’lik bir kısmını yiyebilirler. Larval evresi planktotropiktir.Kış
mevsimi süresince kültürünün yapılması ve genç yumuşakçaların suni
populasyonlar üretilerek suya bırakılması ancak laboratuvar çalışmaları
sonucu gerçekleşir.
2.Oxynoe azuropuctata : Bu türde de kabuk vardır ve sadece
Caulerpales türleriyle beslenir yani stenotropik bir türdür.Bu türün
beslenme miktarı O.olivacae ve L.serradifalci’den daha fazladır.Bir birey
algin 3-4.5 cm’lik kısmını yiyebilir.Fakat ne yazık ki bu türün
brevipelajik bir larval safhası vardır.Bu da ona dezavantaj sağlar.
3.Lobiger serradifalci: Bir diğer kabuklu yumuşakça türü
olup Akdeniz’de doğal olarak sadece C.prolifera ile beslenirken şimdi C.taxifolia
ile de beslenmeye başlamıştır.Bu tür biyolojik ajan olarak kullanılmak
istenirken Caulerpa türlerinin yayılımını da tetikleyebilir yani ters etki
yaratabilir. Ne yazık ki, Lobiger serradifalci hücre duvarında delikler
açarak beslenirken bitkiyi zayıflatır ve parçaların daha hızlı bir şekilde
kopmasını sağlayarak yeni bölgelere yerleşmesini kolaylaştırır ve bu
şekilde yayılmasını hızlandırır.O.azuropunctata ve O.olivacea gibi
planktotropik larval evresine sahiptir bu nedenle kış aylarında genç
yumuşakça populasyonları suya bırakılır ve biyolojik kontrol sağlanmaya
çalışılır.
4.Elysia
subornata: Kabuk taşımayan bir karibbian türü olan Elysia sadece
Caulerpa türleriyle radulada kesiklere neden olarak beslenir. Bu
algin thallus yapısını hızla öldürür.Çünkü alg sedimentleri raduladan yani
kök benzeri yapısından almaktadır.Canlı direkt bu bölgeyi koparınca
beslenemez dolayısıyla ölür.21 derecede günde 5-6cm’lik bir kısmını
yiyerek yıkım gerçekleştirir. Beslenmesi diğer Askoglossan türlerinden 2-11 kat daha fazladır .
Tropikal türler 17 derecede üreyip 15 derecede
ölürler.Diğer alglerle de beslenmezler. Thibaut ve arkadaşlarına göre
(2001)sadece Elysia subornata bireylerinin %30’u C.prolifera diyeti ile
beslendiklerinde yaşamıştır halbuki sadece C.racemosa ile beslenenlerin
%100 ‘ü yaşamıştır.Ulvaceae familyası üzerinde yapılan incelemelerde Enteromorpha compressa ve Ulva türleri üzerinde kesiklerin olduğu görülmüş
fakat askoglossanların sadece bu alglerle beslenmeye tabi tutulduklarında
yalnızca kırk gün yaşayabildikleri görülmüştür.
E.subornata ile ilgili bir diğer önemli bilgi bu türün bentik
larval gelişimi , bölgesel olarak hızla yüksek yoğunluğa ulaşmasını
sağlıyor.Sıcaklığa karşı daha toleranslı türler olmazsa Akdeniz’de kış
sıcaklığı 15 derecenin altına düştüğünde yaşayamayan mollusklar ancak 20
derecenin üstündeki sıcaklıklarda beslenip üreyebildikleri için algin
yenmesi gerçekleşemez ancak Mayıs ile Ekim ayları arasında olabilir.
E.subornata’nın günde 5cm’lik beslenme oranıyla metrekarede
1000 yumuşakçadan daha fazla yumuşakçaya ihtiyaç vardır Metrekarede
yaklaşık 5000 yaprağın yenmesi dolayısıyla önemli bir koloninin ortadan
kaldırılabilmesi sağlanır.Oxynoe sp. ve Lobiger sp.’de olduğu gibi
plantotropik larval evreye ya da düşük sıcaklıkta canlı kalabilen Elysia
sp.’ye bakılmaksızın her yıl yapılan denemelerin sonucunda yeterli
düzeyde algin ortadan kaldırılması ve biyokütlesinin azaltılmaya
çalışılması gerekli ve asıl amaçtır.
C.taxifolia
ile yapılan bir diğer çalışma sonucu deniz kestanelerinden bazılarının da bu algi yediğini ortaya koymuştur. Yapay bir kapta C.taxifolia ile
echinoidler konmuştur ki bunlardan bir tanesi Paracentrotus lividus’tur.Bu
tür bu algten etkilenmez.Bu alge alışkın olan bir türdür. Bu alge alışkın
olmayan echinoidlerden daha büyük miktarlarda C.taxifolia’yı tükettiği
görülmüştür.İki faktör arası etkileşim önemlidir:Analizler özellikle
farklılığın taze alg tüketimine göre olduğunu gözlenmiştir.
Yapay bir
kapta yapılan deneyler yaz-sonbahar dönemi sırasında alışkın olan
echinoidlerin taze algleri yaşlı alglere göre kıyaslarsak daha fazla
tükettiğini göstermiştir.Taze alglerin yapraklarının toksisite düzeyi
yaşlı alglerden daha fazla olmasına rağmen,taze algleri daha fazla
tükettiği görülmüştür.
Bu beslenme
davranışı bize Caulerpenyne’nin bozulan ürünlerinin urchin’ler sayesinde
daha hafifletilmiş olduğunu göstermiştir..Bu son buluşlara göre
Paracentrotus lividus kısa bir süre için Caulerpa’nın potansiyel
predatörüdür.Fakat uzun süreli gözlemlerde deniz kestanesi
populasyonlarının sıcak ve soğuk mevsimlerden etkilendiği hatta öldükleri
gözlenmiştir.
Bu da kısa süreli olarak
uygun mevsimde Caulerpa yiyicisi olan Paracentrotus lividus’un uzun
dönemde mevsimsel değişikliklere uyum gösteremeyip öldüğünü bu durumda
Caulerpa taxifolia’nın üremeye devam ettiğini bize göstermiştir.
Avrupa
Birliği’nden sağlanan kaynakla araştırmacılar bu algin yolculuğunu
gösteren haritayı ayrıca algi etkisiz hale getirebilmek için yapılan test
metodlarını bir araya getirmeye çalışıyorlar.
Lobiger serradifalci
Fransa’nın
Nice kentindeki labarotuvarlarda,biyologlar yukarda bahsedilen salyangoz
türlerinden binlerce ürettiler.Bu salyangozlar(yumuşakçalar)
Karayip’lerden getirilen türler olup deniz yosunlarının çoğunu yemektedir.
Araştırmacılar,salyangoz ordusunun denize salıverilmesi için Fransız
otoritelerinin izin vermesini bekliyorlar.Fakat bu meseleye sıcak
yaklaşılmıyor çünkü binlerce salyangoz deniz ekosistemleri için yeni bir
biyolojik endişe kaynağı olabilir,daha farklı olaylara sebep
olabilir,biyolojik dengeye zarar verebilir.
Caulerpa
predatörlerinden yukarıda bahsedilen türler çok yenidir.Karayip kökenli
olan bu salyangozların en önemli özelliği yosunu kopartıp yiyecek güçlü
çene yapısına sahip olmalarıdır.Her iki beslenmede de günde 5cm ‘lik
yaprak yiyebilme kapasitesi vardır.
Meinesz’e göre kontrol
altına almak için metrekarede 1000’den fazla sümüklüböceğe (yumuşakçaya)
ihtiyaç duyar.Meinesz bu operasyonun destekleyicisidir.Güvenli olduğu
konusunda ısrar eder.Ve “Bizim sadece bu deniz yosununa saldıracağı
konusunda kanıtımız var.
İlkbaharda denize
koyduğumuzda sonbaharda soğuktan ölecekler.”demiştir.Fakat Paris Çevre
Bakanlığı bu açıklamayı yeterli görmemiştir.
Elysia subornata
8.Fizikokimyasal
Eliminasyon Prosedürleri:
Çapraz-iyonik
diyalizler,vakumlu hortumlar,sıcak su fışkırtma,emme pompaları
kullanma,buz bırakma,ultrases verme gibi bir çok yöntem kullanılmasına
rağmen istenilen sonuca ulaşılamamıştır.Yabani alg tuzluluk oranının binde
ondan daha az olduğu sularda ölmektedir.Avustralyada bununla ilgili
çalıuşmalar yapılmaktadır.Kaliforniya’da sıvı klorinin oraya
aktarılmasıyla başarıya ulaşılmıştır.Yalnız klorinin sadece Caulerpa sp.
üzerinde değil diğer canlılar üzerinde de ölümcül etkileri vardır. Bu
durumda Elysia subornata’nın soğuğa dirençli türleri oluşturulabilirse
belki yayılım yavaşlatılmış olur.Ama teorilere göre Caulerpa türlerinin
ekolojik olarak tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir.Sonuç olarak
az miktarda yayılmış bölgelerde fizikokimyasal metotlarla başarıya
ulaşılmasına rağmen büyük istilaların olduğu bölgelerde yayılım
durdurulamamıştır.
Sonuç olarak
her geçen gün giderek tehlikeli olmaya devam eden Caulerpa taxifolia türü
için insanlar bilgilendirilmeli ve dikkatli olmalılar.Bu konuda
uluslararası alnda seminerler verilmeli ve sonuçları insanlara
ulaştırılmalıdır.Aksi halde gelişimi önlenemeyen bu alg deniz
ekosistemlerinin sonunu getirebilir rekabet dışı özelliğinden ötürü.
Yararlanılan Kaynaklar:
http://www.isima.fr/ecosim/ct.html
http://www.sbg.ac.at/ipk/avstudio/pierofun/ct/caulerpa.htm http://www.caulerpa.org
EBRU TEKİN