Caulerpa taxifolia

Bu sayfadaki bilgilerin Powerpoint Sunumunu (ppt dosyasını) www.sunumbankasi.net adresinde bulabilirsiniz

You can find the powerpoint presentation of this web page content at www.sunumbankasi.net

Giriş
Actinia equina
Alicia mirabilis
Aplysia punctata
Architeuthis dux
Atherina hepsetus
Aurelia aurita
Bathynomus Giganteus
Biyoluminesens
Callinectes sapidus
Carcharodon carharias
Caretta Caretta
Caulerpa taxifolia
Cephalochordata
Chelıdonıchthys Lucerna
Chelonia mydas
Ciona intestinalis
Corallium rubrum
Cubomedusa
Dasyatic pastinaca
Deniz Kaplumbagalari
Denizanaları
Diplodus vulgaris
Echinaster sepositus1
Echınasten seposıtus2
Echinodermata
Electrophorus electrıcus
Enhydra lutris
Eumetopıas jubatus
Galeocerdo cuvier
Globicephala melaena1
Globicephala melaena 2
Hacelia attenuata
Hermodice carunculata
Karidesler
Kikirdakli Baliklar
Labrus viridis
Latimeria chalumnae
Loligo vulgaris
Lophius piscatorius
Megaptera novaeangliae
Mercanlar
Mola mola
Monachus  monachus
Monodon monoceros
Mullus barbatus
Muraenidae
Mytilus edulis
Obelia
Octopus vulgaris
Pagurus
Palinurus elephas
Pelamis platurus
Penguenler
Physalia physalis
Physeter macrocephalus
Porphyra
Pyura spinifera
Rajidae
Rhizostoma pulmo
Salmo salar
Sargassum muticum
Scyliorhinus canicula
Sealions
Serranus scriba
Solea solea
Sphaerechinus granularis
Sphoeroides maculatus
Sphyraena barracuda
Suberites domuncula
Sungerler
Ulva
Thalassoma pavo
Yassi Solucanlar

 

 

Divisio:Chlorophyta    Classis:Chlorophyceae    Ordo:Siphonales    Familia:  Caulerpaceae  Species:  Caulerpa taxifolia

                                       

                1.Tanıtımı:1980’lerin başında ,Almanya Stuttgart’taki tropikal akvaryum müzesinin sahibi ,olağanüstü özellikleri olan yeşil algi  farkederek ,tropikal çok renkli balıkların sunumunda dekorasyon olarak kullandı.

                       Diğer alglerle kıyaslandığında; solmayan,yok olmayan hayret verici bir dinamizmi  olan alg olduğu ve soğuk sulara dirençli olup tropikal balıklara ikincil besin kaynağı oluşturduğu görülmüştür.Uzmanlar bu özellikleri öğrendikleri zaman,halk akvaryumları bu algi elde ettiler.Bu şekilde 1982’nin başında kültürü yapılmak üzere Monaco Oseanografik Müze’sine ulaştı.İki yıl sonra bu algin doğaya yayıldığı bu ünlü binanın dışında farkedildi.Bu zamanda Akdeniz’de bu güzel yabancı alg sadece bir metre karelik alanı işgal etmişti.Altı yıl sonra,Monaco sahillerinden beş kilometreye kadar olan Fransa kıyılarına yayıldı.Bu arada Caulerpa taxifolia’nın kıyı ekosistemlerine olan zararlı etkilerinin görülmeye başlandığı duyuruldu. 

Bu   alg deniz yüzeyinden sualtı bitki örtülerinin görüldüğü yerlere kadar olan her yerde gelişir.Aynı zamanda fırtınaya maruz kalan burunların önünde,körfezlerin yumuşak zemininde , limanların kirletilmiş çamurlu zeminlerinde , çeşitli fauna ve floranın bulunduğu bölgelere kadar yayılır.Oldukça toksik olup otçullarla ilgilenmez toksik madde salınımından dolayı ot yiyenler onun yayılımını engelliyemez.Böylelikle frenlenmeden büyür,zemini kuşatır ve bu şekilde birçok bitki ve hayvan türlerini doğadan elimine ederek onlara yaşam hakkı tanımaz.Alg belli bir yoğunluğa ulaştığında zeminde değişmeyen bir tabaka oluşturup yılda yıla artarak büyür ve yeni bir ekolojik denge oluşur.

         Şu anda Caulerpa taxifolia kontrolsüzce Akdeniz’de geniş alanlara yayılıyor.Ayrıca balıklar ve deniz omurgasızları tarafından yenemeyen bu alg, Güney Avustralya kıyılarına bile yayılıp oradaki kıyı balıkçılığını ve ekosistemlerini mahvetmeye başladı.

                        1999 yılındaki son keşiflere göre C.taxifolia’nın  , Kaliforniya kıyılarında çoğalması halkın ilgisini çekmiş ve son on yılda Akdeniz’de hızla yayıldığı gibi Kaliforniya’da da yayılabileceği düşüncesi yani potansiyel bir tehlike oluşturacağı düşüncesiyle halkın dikkatini çekmiştir.

                        1984 yılında küçük bir koloninin Akdeniz’e bir halk akvaryumu aracılığıyla yayılmaya başlaması ve sürekli gelişip altı bin hektardan da fazla bir alana yayılıp ciddi olarak Kuzeybatı Akdeniz’de çeşitliliği etkisi altına alıp azaltması onun rekabet dışı bir tür olduğunu ortaya koyar.Ana kolonizasyon alanı olan Menton’dan Cap d’ail’e oradanda Batıya doğru Eze-sur-mer ve daha da ilerisine yayıldı.Burada toplam etkilenen alanlar ki hektar başına yüz koloniden de fazla koloninin geliştiği alanlardır,şimdilerde sığ sularda 1360 hektara kadar yayılmıştır.Bu ana zonun batısında C.taxifolia kolonileri 1990’dan beri görülmeye başlanmış ve ilerlemeleri istikrarlı bir şekilde tüm alanlara (alpes maritimes St-jean-cap-ferrat,villefranche-sur-mer,var,the’oule-sur-mer,St-raphae-agay,Le Lavandou ,toula-mejeani pyrenees-orientales:St cryprien)yayılmıştır.

                         

 

Yıllar

Metrekare

1992

749

1993

3656

1994

16876

                              

                    Sonradan Fransa’nın güney kıyısındaki Monaco’da ilk hektarda da görülmesi algin tanıtımından beş yıl sonra olmuştur.Bu arada Fransa kıyılarında keşfedilen 6 yeni alanda özellikle Port-Cross Ulusal Parkı ve Cannes’te artmaya başlamıştır. Bütün bu yeni istasyonlarda sadece yüzeyde 10 metrekarelik bir alanı kaplamıştır.Yani oldukça düşüktür bu nedenle bazıları kolaylıkla toplanarak yok edilmiştir.

Sayısız önemli alg türleri arasından akvaryum dekorasyonu için seçilen bu alg türünün denize atılmasından sonra insanlar aracılığıyla da doğaya yayılmıştır.Yat çapalarıyla, balık tutma takımlarıyla yolculuk yapan   insanlarla, limandan limana demir atmadan demir atmaya büyük uzaklıklara bu şekilde yayılmıştır.

           İtalya ve İspanya kıyılarında 1992’de, Croatia’da 1995’de, 1997’in sonlarından 1999’da istila edilen alanların 4600 hektardan fazla olduğu hesaplanmıştır. İmperia  çevresinde 150 hektara yayılmıştır.Elba Adası ve Sicilya’da küçük koloniler 1993’de keşfedilmiş hatırı sayılır miktarda bir alg patlaması söz konusu olmuştur.

           İspanya’da 1992’de Balearic’te bulunup bir hafta sonra yok edilmeye çalışılan alg hala elimine  edilememiştir.Çünkü yayılması aslında Fragmentasyonla olmaktadır.Fiziksel olarak görünümü soyutlanan alg  kolonileri insan çabasıyla yayılmaktadır.İlk ortaya çıktığı yerden çok uzakta görülmesi buralara giden yatların çapaları ya da bizzat kendileriyle yani  alglerin yatların ve çapaların dip kısımlarına tutunmalarıyla çok uzak ülkelere taşınmıştır ve yayılmıştır.Yayıldığı alanlarda hoşa giden ve uygun substratlar;kaya,kum,çamur ve doğal çayırları olan Deniz Fanerogamlarından Posidonia ve Cymodocea’yı çevreler.Bu alg deniz dibinin 1m’den 35m’ye kadar olan bölgeyi %100 kuşatabilir.Bu derinliğin altında,çok küçük yoğunluklarda 100 m’ye kadar gözlenmiştir.                                    

              Caulerpa taxifolia’ın büyüme hızı kirlenmeye bağlı olup kirli limanlarda ve kirlilik kaynağı herhangi bir etkenle büyümeye başlar, sadece burunların önünde değil körfezlerde de bulunur. Böylelikle bu istilacı algin yayılmacı politikası 1984’ten beri devam etmektedir.Caulerpa taxifolia’nın bu eğilimi büyük bir risk olarak sualtı sığ ekosistemleri için Akdenizi tehdit edici bir unsurudur.

2.Beslenme Dinamiği :

         Beslenme dinamiği hakkında çok az şey biliniyor.Rizoitler yardımıyla sudaki sedimentleri alırlar.Bunun yanı sıra besinleri depolayabilme kapasitesine sahiptirler.Caulerpales ordosunun diğer türleri üzerindeki araştırmalarda bu özelliklerinin varlığı tespit edilmiştir.Örneğin, bunların besinleri geniş çaplı rizoid sistemiyle sedimentlerden elde ettikleri gösterilmiştir.Bu arada da karbohidrat kullanımı kış ayında C.paspoloides’in büyümesini sürdürdüğünü  kanıtlanmıştır.                                 

Devamlı olarak yüksek biyokütleye sahip olan C.taxifolia’nın      metrekarede 613gr kuru ağırlığa sahiptir.Önemli bir beslenme tuzağıdır ve yapısında 1gr/metrekare Fosfor,14gr/metrekare Azot bulunur.Bu sayılar deniz çayırlarını oluşturan Posidonia yataklarının fosfor içeriğinin iki katı kadardır.Rizom içerirler.Bir de besin döngüsünde C.taxifolia çayırlarının besin yönünden zenginleştirici özelliği olan çürümekte olan kısımların ya da ölü hücrelerin besinlerini geri emilimle tekrar kullanmasıdır.

         C.taxifolia’nın Akdeniz’deki başarısı kendi orijinal tropikal atalarından tamamen farklıdır.Bu da gittiği yere uyum gösterdiğini kanıtlar.Değişik ortam koşulları olarak;ışık,sıcaklık,besinler,birçok Akdeniz çayırları ve bunların varlığına rağmen yıllık biyokütle döngüsü ve üreme döngüleri belirgindir.

         C.taxifolia’nın Akdeniz’deki başarısı kendi orijinal tropikal atalarından tamamen farklıdır.Bu da gittiği yere uyum gösterdiğini kanıtlar.Değişik ortam koşulları olarak;ışık,sıcaklık,besinler,birçok Akdeniz çayırları ve bunların varlığına rağmen yıllık biyokütle döngüsü ve üreme döngüleri belirgindir.

 

3.İstila Kapasitesi :

         Yirminci yüzyıla girerken altmıştan fazla tür tanımlanmıştır.Her geçen gün Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı’nda yeni araştırmalar yapılmaktadır.Bu tür hiçbir büyük problem yaşamadan adapte olmuştur. 1994 yılında Barselona’da yapılan ikinci uluslar arası seminer sonuçlarına göre bu türlerin tüm karakteristik özellikleri ortaya konmuştur.Bunlar;baskın olma, toksik olma,tüm sublittoral biyotoplara yerleşme,gerçek yırtıcıları yok etme genişçe yatay olarak yayılma ve herhangi bir mevsimsel dinlenme olmaksızın yaşamadır.

          1997 martında uluslararası seminerlerde sıradışı istila kapasitesi olan bu türlerin otoekolojik bolluk,hızlı ve verimli büyüme,iyi bir şekilde yayılma ve rakiplerine karşı saldırgan bir strateji yürütme özelliğine sahip oldukları ortaya konmuştur.   

                                                               

4.Adaptasyon :

             Bu alg her mile adapte olur.Kirli olan ya da temiz olan izole edilmiş körfezlere bile yayılır.Sert kışa direnç gösterir ve tropikal denizlerde görülen türlerden farklı olarak büyük bir canlılık gösterir.Bu şu anlama gelir: Bu alg düşmanlarından kendisini toksinleriyle gayet iyi koruyup,rekabet dışı bir tür olma özelliğini bu şekilde kazanır.C.taxifolia populasyonlarıyla burada önemli ölçüde tür çeşitliliğinin azalması ve balık biyokütlesinin azalması bu şekilde kıyı ekosistemini açıkça tehdit altına girmesi gibi sorunları ortaya çıkarır.

5.Biyolojik üremesi:

             Çoğu zaman türler izole edilmiş küçük kümeler halinde ortalama 25cm uzunluğa ulaşır. Yabancı bir form 3 ay boyunca labarotuvarda 10 derecede yaşayabilmiştir.Akdeniz’de kışın su sıcaklığı genellikle 13 dereceye kadar düşer,bu alg bu sıcaklıkta  belli yoğunluğa ulaşır.1metrekarelik deniz tabanında 213m uzunluğunda stolon tipi gövdesi vardır ayrıca 5000 tane yaprak taşırlar.Eşeysiz üreme özelliğinden dolayı süratle çoğalırlar ve bu zararlı ot türleri  bu şekilde yıkıcı bir özelliğe sahip olurlar.Meinesz’e göre labarotuvar koşulları altında C.taxifolia,dişi ve erkek gametlerini adeta yağmurun yağması gibi dağıtarak zigot oluşumunu sağlar. 10 yıldan daha fazla bir süre Meinesz bu alg türünü Akdeniz’de gözlemleyebilmesine rağmen eşeyli üremenin gerçekleştiğini hiç görmedi. Üreme hücrelerinden sadece erkek gametler oluşturulur.Şüphe uyandıran şey Akdeniz’deki bu alg,1984’te salıverilen tek koloni halindeki algtir.Öyle ki bu alg fragmentasyonla yani parçalanmayla ürer.Bu cinsin diğer türleri gibi,her bitki tek bir hücredir buna rağmen çok büyüktür.Akdeniz’de 3m uzunluğa sahip gövde ve 200’den fazla yaprak bulunabilir.Holokarpi gösterir.Tüm protoplazma bir seferde biflagellat gametler oluşturur.Hemen hemen tüm protoplazma gametangia’ya dönüşür.Anizogamik,hareketli gametler oluşturur ki bunlar papillalardan yağmur tanelerinin toprağa düşme hızı kadar büyük bir hızla fırlatılır.Gametler birleşene kadar zigot protonema şeklinde gelişir ve sonra diploit bir tallus oluşturur.

            Laboratuvar koşullarında eşeyli üreme on yıldan fazla bir zamanda gerçekleşiyor.Bu nedenle daha öncede bahsettiğimiz gibi 1984 yılında denize kontamine olan alg aslında şimdi var olan klonlarla aynıdır.Fragmentasyon gerçekleştiriyorlar.Eşeyli üreme ise ancak suyun sıcaklığının 25 derecenin üstünde olduğu sıcaklıklarda gerçekleşebiliyor.          

            Her nasılsa,oldukça zor görünen bir santimetrekarelik bir parçası bile rejenerasyonla yeni bir bitki oluşturur.Işın vermek,elle ya da sabanla toplamak gibi girişimler faydasızdır.Gerçekte bu bitki Akdeniz üzerinde birincil olarak fragmentasyonla yayılır ve balık ağlarıyla , çapalarla diğer deniz ve okyanuslara yayılır.

6.Diğer deniz komünitelerine olan etkisi : 

             Fitobentik çalışmalar,Fransa çevresinde çokça istila edilmiş alanlarda esaslı bir şekilde alg komünitelerinin yoksullaştığını gösterdi.Sürünerek ilerleyen dik eksenli bu alg ışınların alt tarafa geçmesini engeller.

           Çoğu autochtonous algler ortadan kaybolma eğilimindedirler.Crustose algleri ise sonradan elimine edecekmiş gibi görünmektedir.Rahatsızlığın en çok yaşandığı yazın ve sonbahar aylarında,boyutu ve terponoid üretimi maximuma ulaşır.Zenginliğin ve çeşitliliğin littoral ekosistemden düşmesi C.taxifolia’yı ayakta tutar.Batı Akdeniz’de istilacı algin tanıştırılmasıyla alg komünitelerinin görünümü değişmektedir.

           İki benzer alanda yapılan ayrıntılı çalışmada bir alanda C.taxifolia vardır ve diğer alanda ise yoktur.Yapılan gözlemlerde esaslı bir şekilde Caulerpalı alanlarda alg komünitelerinin yoksullaştığı ortaya çıkmıştır.Normalde bulunması gereken çoğu türler ortadan kaybolmuştur.Yenen türler epifitleriyle baskın durumda bulunurlar.Alpes-Maritimes bölgesinde,Caulerpanın zayıf çayırları tüm infralittoral zonu çevreleyerek zengin ve doğal alg populasyonlarıyla yer değiştiriyorlar.Birçok araştırmanın yapılma sebebi bu alg patlamasının  balık toplayıcılarına olan zararları etkisinin niceliğini saptamaktır.

           Bu algin kolonileşmesinin olduğu bölgelerde balık yoğunluğu ve biyokütlesinde azalma görülmüştür.Buna rağmen,kolonileşmiş bölgeler sadece C.taxifolia’nın bulunmasıyla karakterize edilmezler bunun yanı sıra yüksek balık basıncına ve zayıf buruşuk olmalarına göre de karakterize edilir.Bu son iki faktör sık sık kuvvetli bir şekilde balıkların yoğunluğu ve demografik yapısı üzerine etki eder.

           Genelde, yüksek ve kompleks zemin yapısı,yüksek balık yoğunluğunun devamını sağlayacak bir etmendir.Fakat,yüksek balık basıncı iri yapılı balıkların bolluğunu azaltır.Bu nedenle,Cap Martin’deki sadece değişikliği yaratan etmen C.taxifolia değildir.C.taxifolia ortamda gelişirken,ortama katılan yeni türler için uygun bir yer olmuştur.

           Bu türler,(Lambridae,Coris julis,Symphodus ocellatus,Sparidae,Serranidae gibi)olabilir.Yapılan tüm çalışmalar sonucu gösteriyor ki C.taxifolia ile balık toplama arasında basit bir ilişki yoktur.Tüm geçerli faktörler arasında;kompleksliği,zemin eğimi,hidro dinamikler,kayalık alanların varlığı ve deniz yosunu yataklarının varlığı bulunur bu nedenle hiçbir sonuç C.taxifolia’nın balık komüniteleri üzerindeki etkisini göstermez.Bu durumda ortamın özelliklerine göre durumun değiştiği ortadadır.

          Bentik omurgasızlarla ilgili saptamalar yapmak üzere hem C.taxifolia’lı hem de C.taxifolia’sız bölgelerde çalışmalar yapılmıştır.Omurgasız komünitelerinin bu alg arasında ısrar ettikleri görülmüştür.

          Varyasyonlarla türlerin verimliliği ve zenginliği görülmüştür.Farklı major taksa ve tropik alanlar yeni çevresel koşullara yanıt olarak Caulerpa türleri ile ona komşu olup ondan etkilenmeyen komünitelerin yakınlığı söz konusudur.Requebrune-Cap Martin arasında yapılan araştırmalarda bu bölgelerde 6-10m derinliği arasında,sert zeminde Caulerpa topluluğu bulunmuştur.Sözü edilen alanda fotofilik algler de görülmüştür bu da Caulerpa’dan etkilenmediğini ortaya koyar.

 

          1992’de her alandan,Mart,Temmuz,Eylül ve Aralık ayları olmak üzere 400 santimetrekarelik örnekler alınmıştır.Bu örnekler içinde bulunan türler düzenlenmiş,belirtilmiş ve sayılmıştır.

          Üç önemli omurgasız hayvanlar grubu olan poliketler,mollusca’lar ve amfipodlar seçilmiştir çünkü bunlar sadece nitelik ve nicelik bakımından baskın değil,bunun yanı sıra değişik tropiler,üreme ve dağılım stratejisi sergiler ve etçil balıkların besinini oluştururlar.

 

7.Caulerpa taxifolia’nın potansiyel predatörleri yoluyla biyokontrolü:

                Bilim adamları , Caulerpa taxifolia’nın hızla taşındığı her alanda yayıldığını görünce bu yayılımını önlemek amacıyla çeşitli önlemler alma yoluna gitmişlerdir.Bu önlemlerden bir tanesi Caulerpa türlerini yiyen canlıları keşfetmektir.Bu amaçla  1994 yılından beri  yapılan çalışmalarda dört canlı bulunmuştur.Bu  Opisthobranchia’ya ait Ascoglossan mollusklardır yani yumuşakça türleridir. Bu türler  algin  hücre duvarında sıra sıra delikler açmak yoluyla algin içeriğini emerler.Yapılan gözlemler sonucu algin yüzeyinde açık renkli deliklerin olduğu görülerek bu yargıya varılmıştır.

  Bu Caulerpa yiyicileri ,algin toksik maddesi olan Caulerpenyne bünyesinde depo etmek suretiyle alır çünkü bu madde onun dieti için gereklidir.Şimdi bu 4 Ascoglossan türünü teker teker açıklayalım:

1.Oxynoe olivacea: Bir Akdeniz Ascoglossan türü olup Caulerpa üzerinde adapte olmuş bir avcıdır.Üreme organlarını ve sindirim bezlerini korumak için kısmi kabuğa sahiptir.Caulerpa üzerindeki hakimiyeti yalnızca su sıcaklığının yüksek olduğu aylarda gerçekleşir. Çünkü bu canlılar soğukta ölmektedirler.Bu da kısa süreli bir çözüm yolu olmaktan öteye gitmez. 22 derece ve üstü sıcaklıklarda  beslenme miktarı 16 derecedeki beslenme miktarının 2 katıdır  yine 16 derecedeki beslenme miktarı ,13 derecedeki beslenme miktarının üç katı kadar fazladır.Bu canlılar günde 0.7-1.6 cm arasında alg yiyebilir 3 ya da 7 günde algin 5cm’lik bir kısmını yiyebilirler. Larval evresi planktotropiktir.Kış mevsimi süresince kültürünün yapılması ve genç yumuşakçaların suni populasyonlar üretilerek suya bırakılması ancak laboratuvar çalışmaları sonucu gerçekleşir.

 

2.Oxynoe azuropuctata : Bu türde de kabuk vardır ve sadece Caulerpales türleriyle beslenir yani stenotropik bir türdür.Bu türün beslenme miktarı O.olivacae ve L.serradifalci’den daha fazladır.Bir birey algin 3-4.5 cm’lik kısmını yiyebilir.Fakat ne yazık ki bu türün brevipelajik bir larval safhası vardır.Bu da ona dezavantaj sağlar.

 

3.Lobiger serradifalci: Bir diğer kabuklu yumuşakça türü olup Akdeniz’de doğal olarak sadece C.prolifera ile beslenirken şimdi C.taxifolia ile de beslenmeye başlamıştır.Bu tür biyolojik ajan olarak kullanılmak istenirken Caulerpa türlerinin yayılımını da tetikleyebilir yani ters etki yaratabilir. Ne yazık ki, Lobiger serradifalci hücre duvarında delikler açarak beslenirken bitkiyi zayıflatır ve parçaların daha hızlı bir şekilde kopmasını sağlayarak yeni bölgelere yerleşmesini kolaylaştırır ve bu şekilde yayılmasını hızlandırır.O.azuropunctata ve O.olivacea gibi planktotropik larval evresine sahiptir bu nedenle   kış aylarında genç yumuşakça populasyonları suya bırakılır ve biyolojik kontrol sağlanmaya çalışılır.

  4.Elysia subornata: Kabuk taşımayan bir karibbian türü olan Elysia sadece Caulerpa türleriyle radulada kesiklere neden           olarak beslenir. Bu algin thallus yapısını hızla öldürür.Çünkü alg sedimentleri raduladan yani kök benzeri yapısından almaktadır.Canlı direkt bu bölgeyi koparınca beslenemez dolayısıyla ölür.21 derecede günde 5-6cm’lik bir kısmını yiyerek yıkım gerçekleştirir. Beslenmesi    diğer  Askoglossan  türlerinden 2-11 kat daha fazladır .

                  Tropikal türler 17 derecede üreyip 15 derecede ölürler.Diğer alglerle de beslenmezler. Thibaut ve arkadaşlarına göre (2001)sadece Elysia subornata bireylerinin %30’u C.prolifera diyeti ile beslendiklerinde yaşamıştır halbuki sadece C.racemosa ile beslenenlerin %100 ‘ü yaşamıştır.Ulvaceae familyası üzerinde yapılan incelemelerde  Enteromorpha compressa ve Ulva türleri üzerinde kesiklerin olduğu görülmüş fakat askoglossanların sadece bu alglerle beslenmeye tabi tutulduklarında yalnızca kırk gün yaşayabildikleri görülmüştür.

            E.subornata ile ilgili bir diğer önemli bilgi bu türün bentik larval gelişimi ,   bölgesel olarak    hızla yüksek yoğunluğa ulaşmasını sağlıyor.Sıcaklığa karşı daha toleranslı türler olmazsa Akdeniz’de kış sıcaklığı 15 derecenin altına düştüğünde yaşayamayan mollusklar  ancak 20 derecenin üstündeki sıcaklıklarda beslenip üreyebildikleri için algin yenmesi gerçekleşemez ancak Mayıs ile Ekim ayları arasında olabilir.

           E.subornata’nın günde 5cm’lik beslenme oranıyla metrekarede 1000 yumuşakçadan daha fazla yumuşakçaya ihtiyaç vardır Metrekarede yaklaşık 5000 yaprağın yenmesi dolayısıyla önemli bir koloninin ortadan kaldırılabilmesi  sağlanır.Oxynoe sp. ve Lobiger sp.’de olduğu gibi plantotropik larval evreye ya da düşük sıcaklıkta canlı kalabilen Elysia sp.’ye bakılmaksızın her yıl yapılan denemelerin  sonucunda yeterli düzeyde algin ortadan kaldırılması ve biyokütlesinin azaltılmaya çalışılması gerekli ve asıl amaçtır.

          C.taxifolia ile yapılan bir diğer çalışma sonucu deniz kestanelerinden bazılarının da  bu algi yediğini ortaya koymuştur. Yapay bir kapta C.taxifolia ile echinoidler konmuştur ki bunlardan bir tanesi Paracentrotus lividus’tur.Bu tür bu algten etkilenmez.Bu alge alışkın olan bir türdür. Bu alge alışkın olmayan echinoidlerden daha büyük miktarlarda C.taxifolia’yı tükettiği görülmüştür.İki faktör arası etkileşim önemlidir:Analizler özellikle farklılığın taze alg tüketimine göre olduğunu gözlenmiştir.

           Yapay bir kapta yapılan deneyler yaz-sonbahar dönemi sırasında alışkın olan echinoidlerin taze algleri yaşlı alglere göre kıyaslarsak daha fazla tükettiğini göstermiştir.Taze alglerin yapraklarının toksisite düzeyi yaşlı alglerden daha fazla olmasına rağmen,taze algleri daha fazla tükettiği görülmüştür.

           Bu beslenme davranışı bize Caulerpenyne’nin bozulan ürünlerinin urchin’ler sayesinde daha hafifletilmiş olduğunu göstermiştir..Bu son buluşlara göre Paracentrotus lividus kısa bir süre için Caulerpa’nın potansiyel predatörüdür.Fakat uzun süreli gözlemlerde deniz kestanesi populasyonlarının sıcak ve soğuk mevsimlerden etkilendiği hatta öldükleri gözlenmiştir.

Bu da kısa süreli olarak uygun mevsimde Caulerpa yiyicisi olan Paracentrotus lividus’un uzun dönemde mevsimsel değişikliklere uyum gösteremeyip öldüğünü bu durumda Caulerpa taxifolia’nın üremeye devam ettiğini bize göstermiştir.

           Avrupa Birliği’nden sağlanan kaynakla araştırmacılar bu algin yolculuğunu gösteren haritayı ayrıca algi etkisiz hale getirebilmek için yapılan test metodlarını bir araya getirmeye çalışıyorlar.

 

 

                            Lobiger serradifalci

 

            Fransa’nın Nice kentindeki labarotuvarlarda,biyologlar yukarda bahsedilen salyangoz türlerinden binlerce ürettiler.Bu salyangozlar(yumuşakçalar) Karayip’lerden getirilen türler olup deniz yosunlarının çoğunu yemektedir.

            Araştırmacılar,salyangoz ordusunun denize salıverilmesi için Fransız otoritelerinin izin vermesini bekliyorlar.Fakat bu meseleye sıcak yaklaşılmıyor çünkü binlerce salyangoz deniz ekosistemleri için yeni bir biyolojik endişe kaynağı olabilir,daha farklı olaylara sebep olabilir,biyolojik dengeye zarar verebilir.

            Caulerpa predatörlerinden yukarıda bahsedilen türler çok yenidir.Karayip kökenli olan bu salyangozların en önemli özelliği yosunu kopartıp yiyecek güçlü çene yapısına sahip olmalarıdır.Her iki beslenmede de günde 5cm ‘lik yaprak yiyebilme kapasitesi vardır.

 

 

Meinesz’e göre kontrol altına almak için metrekarede 1000’den fazla sümüklüböceğe (yumuşakçaya) ihtiyaç duyar.Meinesz bu operasyonun destekleyicisidir.Güvenli olduğu konusunda ısrar eder.Ve “Bizim sadece bu deniz yosununa saldıracağı konusunda kanıtımız var.

İlkbaharda denize koyduğumuzda sonbaharda soğuktan ölecekler.”demiştir.Fakat Paris Çevre Bakanlığı bu açıklamayı   yeterli görmemiştir.

                        Elysia subornata

8.Fizikokimyasal Eliminasyon Prosedürleri:

           Çapraz-iyonik diyalizler,vakumlu hortumlar,sıcak su fışkırtma,emme pompaları kullanma,buz bırakma,ultrases verme  gibi bir çok yöntem kullanılmasına rağmen istenilen sonuca ulaşılamamıştır.Yabani alg tuzluluk oranının binde ondan daha  az olduğu sularda ölmektedir.Avustralyada bununla ilgili çalıuşmalar yapılmaktadır.Kaliforniya’da sıvı klorinin oraya aktarılmasıyla başarıya ulaşılmıştır.Yalnız klorinin sadece Caulerpa sp. üzerinde değil diğer canlılar üzerinde de ölümcül etkileri  vardır. Bu durumda Elysia subornata’nın soğuğa dirençli türleri oluşturulabilirse belki yayılım yavaşlatılmış olur.Ama teorilere göre Caulerpa türlerinin ekolojik olarak tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir.Sonuç olarak az miktarda yayılmış bölgelerde fizikokimyasal metotlarla başarıya ulaşılmasına rağmen büyük istilaların olduğu bölgelerde yayılım durdurulamamıştır.

            Sonuç olarak her geçen gün giderek tehlikeli olmaya devam eden Caulerpa taxifolia türü için insanlar bilgilendirilmeli ve dikkatli olmalılar.Bu konuda uluslararası alnda seminerler verilmeli ve sonuçları insanlara ulaştırılmalıdır.Aksi halde gelişimi önlenemeyen bu alg deniz ekosistemlerinin sonunu getirebilir rekabet dışı özelliğinden ötürü.

 Yararlanılan Kaynaklar:

http://www.isima.fr/ecosim/ct.html                                                                                                    http://www.sbg.ac.at/ipk/avstudio/pierofun/ct/caulerpa.htm                                                                                http://www.caulerpa.org

 EBRU TEKİN